Osmanlı Toplumunda Türk-Ermeni İlişkileri: Maraş Örneği

Osmanlı tebaasının bir kısmını gayrimüslimler teşkil etmekteydi. İslâm hukukuna göre, İslam ülkesinde yaşayan gayrimüslimler “Zimmî” statüsünde olurlardı. Buna göre; gayrimüslimler din ve vicdan hürriyetinden yararlanırlar, din değiştirmeye zorlanamazlar ve kendi ibadethanelerini açarlar, can ve malları İslam devletinin güvencesi altına alınırdı. Bu korumaya karşılık gayrimüslimler cizye ve haraç vergisi vermek ve istisnalar dışında İslâm devletinin hükümlerine uymak yükümlülüğü altına girerlerdi (Akyılmaz, 2003, s. 171). Din ve mezhep kıstası, Osmanlı Devleti’nde halkı gruplandırmakta da esas alınmış ve çeşitli ırk, din ve mezheplere mensup kişiler, etnik kökenlerine bakılmaksızın Müslüman, Hıristiyan, Yahudi olarak dikkate alınmışlardır (Bozkurt, 1996, s. 11). Yani nüfus, yarı-özerk dinî ve kültürel cemaatler olan “milletler” hâlinde sınıflandırılmıştır (Georgeon, 2006, s. 2).

Gayrimüslimlerin hukukî statüsü kanunlarla belirlenmiş ve devlet bu kanunların uygulanmasına önem vermiştir. Gayrimüslimlerle Müslüman halk arasında yaşanan anlaşmazlıkların çözümlenmesinde kanunlara göre hareket edilmiştir. Bursa halkı ile Yahudi cemaati arasında yaşanan gerginliğin çözümü için izlenen yol ve varılan sonuç bu konuya açıklık getirmektedir. 1573 tarihli Bursa Şer’iyye Sicili’nde yer alan bir hükme göre; Hacı İvaz Paşa Hanı’nda oturan Uzun Hamza, aynı handa mescidin yanındaki odada oturan Musa oğlu Yakup adlı Yahudi’nin her namaz vakti kavga çıkarıp Müslümanların salavatını engellediğini beyan ederek Yahudi’yi Bursa Kadısı’na şikâyet etti. Bunun üzerine Kadı, Musa oğlu Yakup’un odadan çıkarılmasına hükmetti (BŞS, A-100/117, 25a). Yine 1573 yılına ait olan bir mühimme kaydında benzer bir durumun yer alması bu olayın münferit bir olay olmadığını ve Bursa’da Yahudiler ile Müslümanlar arasında bir anlaşmazlık yaşandığını göstermektedir. Buna göre; Uzun Çarşı’da on, yirmi, hatta kırk yıldan beri oturan Yahudilerin dükkânları “Mescidin yanındadır.” gerekçesiyle ellerinden alınmış, Yahudiler de bu durumu Divan-ı Hümayun’a şikâyet etmiştir. Divan-ı Hümayun’dan Bursa Kadısına gönderilen hükümde, Yahudilerin dükkânlarının usulsüz olarak ellerinden alınmasının kanuna aykırı olduğu ifade edilerek dükkânların Yahudilere derhâl iade edilmesi emredilmiştir (BOA. MD, 24, numara 10; Günay, 2005, s. 46).

1839 yılında Tanzimat Fermanı’nın ilân edilmesiyle bütün Osmanlı tebaası kanun önünde eşit kabul edildi (Sonyel, 1994, s. 345) ise de gayrimüslimlerin hukukî durumları 1856 yılında ilân edilen Islahat Fermanı ile değişti. Bu fermanın ilânı ile Osmanlı toplum yapısında da köklü değişiklikler meydana geldi. Buna göre diğer gayrimüslimlerle birlikte Ermenilerin, hukuki, idari, dinî durumlarında değişiklikler oldu. Ülke genelinde fermana uygun olarak uygulamaya konan bu yenilikler, Müslümanlarla Ermenilerin bir arada yaşadığı Maraş’ta da toplum yapısına etki etti. 1864 ve 1871 yıllarında çıkarılan vilayet nizamnameleri ile mahalli idareler yeniden düzenlendi. 1864 yılında yürürlüğe giren Vilayet Nizamnamesi’ne göre ülke; vilayet, sancak, kaza, köy şeklinde idari bölümlere ayrıldı. Mülkî idarenin her kademesinde, üyelerinin çoğu seçimle işbaşına gelen Müslümanlarla birlikte gayrimüslimlerin de temsilcilerinin yer aldığı idare meclisleri oluşturuldu. Vilayet Umumi Meclisi’nde de cemaatler eşit şekilde temsil edilecekti (Jorga, 2005, s. 444-445). Vilayetlerde “Vilayet İdare Meclisi”, livalarda “Liva İdare Meclisi”, kazalarda “Kaza İdare Meclisi” ismini taşıyan yönetim birimleri oluşturuldu. Osmanlı taşra yönetiminde vilayetin alt kademesi olan livaların; idari, mali, bayındırlık, eğitim, tarım ve ticarete ait işlerini ve idari uyuşmazlık sorunlarını görüşüp karara bağlayan organlar Liva İdare Meclisleri idi (Ortaylı, 2000, s. 64).

Liva İdare Meclisleri’nin başkanı; bu birimde valinin yetki ve görevlerini üstlenen mutasarrıftı. Bundan başka livanın merkezi olan kazanın hâkimiyle, muhasebe müdürü, tahrirat müdürü, müftü ve gayrimüslim cemaatlerin ruhanî reisleri meclisin tabii üyeleridir. Halk tarafından seçilen iki Müslüman ve iki gayrimüslim üye meclisin diğer üyeleridir. Liva İdare Meclisi hukuki meselelere ve adli davalara karışamazdı. İdare Meclisi üyeleri “Meclis-i Tefrik” denen seçim kurulunu meydana getirirlerdi (Davison, 1997, s. 154-155). Bu genel düzenlemeler Maraş’ta da uygulamaya kondu. 1867 yılında Maraş’ta, Liva İdare Meclisi üyeliğine dört Müslüman üye ile birlikte Ermenilerden Hacı Vartan ve Hacı Serkis olmak üzere altı üye seçildi (SVH, 1867, s.57-58). 1869 yılında kurulan Belediye Meclisi üç Müslüman ve üç Ermeni altı üyeden oluşmaktaydı (SVH, 1869, s. 62-64). 1871 yılında Liva idare meclisinin seçilmiş üye sayısı üç Müslüman bir Ermeni şeklinde değişti. Belediye meclisinde ise iki Müslüman’a karşılık dört üyeyle Ermenilerin üstünlüğü vardı (SVH, 1871, s. 55-57). 1876 yılında Liva İdare Meclisi’nde de Belediye Meclisi’nde de beş üyenin ikisi Ermeniydi (SVH, 1876, s. 67-91). 1876’da Meşrutiyet’in ilânıyla Osmanlı gayrimüslimleri, gerek merkez ve taşra bürokrasisinde, gerekse iktidarın merkezi olan sarayda güçlü bir şekilde temsil edilmeyi sürdürdüler (Keyder, 2005, s.32-33).

1900 yılında Katolik Murahhasası İdare Meclisinin daimi üyeleri arasına girdi. Seçilmiş Ermeni üyeler ise Kigork, Kirkor ve Melkon Efendilerdi (SVH, 1900, s. 333). Maraş’ta Ermeni cemaatinin nüfusu Katolik ve Protestanlara göre daha fazla olduğundan dolayı Şura-yı Devlet kararıyla liva ve kaza idare meclisleriyle mahkemelerde bulunan Hıristiyan üyelerden biri daima Ermeni cemaatine mensup olanlardan seçiliyordu (Günay, 2007, s. 111). Ancak, Ermeni cemaatleri nüfuslarını daha fazla gösterip yönetimde daha çok söz sahibi olma çabası içindeydiler. 1910 yılında Maraş’ta yaşayan Latinler, Nüfus İdaresi’ne verdikleri bir dilekçe ile Maraş Katoliklerinin kendi nüfuslarını daha fazla göstermek için Latinleri Katolikler arasında saydıklarını şikâyet etmişler ve Latin nüfusunun ayrıca tescil edilmesini istemişlerdir (DH. SN. M., 22/68).

Maraş’ta Hıristiyanların Durumu

Maraş’taki Ermeni toplumu Ermeni, Katolik ve Protestan olmak üzere üç ayrı cemaatten oluşmaktaydı. 1869 yılında Maraş’ta bulunan 38 mahalleden beşinde Ermeniler oturmuyordu. Geri kalan 33 mahallede Ermenilere ait ev ve işyerleri bulunmaktaydı. Ermeni cemaatlerinden “Ermeni” şeklinde ifade edilen Apostolik Ermeniler, Katolik ve Protestan Ermenilere göre sayıca daha üstün durumdaydılar (Y. A. RES., 37/37). Ermeni toplumu Müslümanlarla olduğu gibi farklı mezhepleri benimsemiş olan ırkdaşları ile aynı mahallelerde oturuyorlardı. Bu onların kendi aralarında ve Müslümanlarla ne kadar iç içe olduklarının ve kaynaştıklarının göstergesidir (Günay, 2007, s. 113).

Müslümanlar ve mezhepleri ne olursa olsun Ermeniler sosyal hayatta iç içeydiler. İbadetlerini serbestçe yapabilmeleri devlet garantisi altındaydı. 1850 yılında Kuyucak mahallesinde bulunan Surb Sarkis Kilisesi’nde ayin vaktini haber vermek amacıyla tahta çalınması Müslüman halkın şikâyet etmesine sebep olmuş, ancak sadaret makamı kilisede çan çalınmasına engel olunmaması şeklinde karar vermiştir (A. MKT. UM, 54/71). Müslümanlar Ermenileri kendilerine dava vekili olarak seçebiliyorken Ermeniler de Müslümanlara davalarına bakması için vekalet verebiliyorlardı. Hatta Divanlı Camii’nin bir vakfının mahkemede savunmasına Artin Efendi vekil tayin edilmişti. Ermenilerle Müslümanların birbirleriyle kaynaşmasının göstergelerinden biri de kullanılan isimlerdir. Ermeniler Şükrü, Feride, Zekiye, Şahin gibi Müslümanlara ait isimleri kullanmışlardır. İki toplum arasındaki alışveriş ilişkilerinde de farklı dinlerden olmanın etkisi söz konusu değildi. İki taraf arasında kira ilişkilerinin bulunması karşılıklı iyi niyetin sonucu olmalıdır. Ermenilerle Müslümanlar günlük yaşantıda da birbirlerinden etkileniyorlardı. Bu etki kadın-erkek ilişkilerinden çocuk yetiştirmeye kadar çok farklı konulardaydı. Ermeni ve Türk mutfakları birbirini çok etkilemiştir. Ermeni yemekleri et, bazı meyveler ve sebzeler kullanılarak pişirilirdi. Acem mutfağında rastlanan bu usul Türk mutfağında da vardır. Ermenilerdeki kaçgöç davranışları Müslümanlardakine çok benziyordu. Ermeni kadınları birçok yerde Müslümanlarla aynı giyinirlerdi ancak yüzlerini örtüp örtmemeleri yöreden yöreye değişirdi. (Günay, 2007, s. 118-122). Genel olarak Osmanlı toplumunun her kesiminde kadın-erkek birlikteliğinden söz edilemezdi. XVII. yüzyılda Osmanlı ülkesine gelen Lady Montaqu, Ermenilerin hanımlarını Türk erkeklerinden bile daha fazla kıskandıklarını gözlemlediğini aktardıktan sonra komşusu olan Ermeni kadını hiç görmediğini ifade etmektedir (Lady Montaqu, t.y., s. 159). Ermeniler miras paylaşımını tıpkı Müslümanlar gibi yapıyorlardı. Kız çocukları çeyiz verilerek evlendiriliyor, geriye kalan oğulların tarlayı, bahçeyi ekip sürmesi, bir şekilde babanın işini devam ettirmesi isteniyordu. Bu sebeple kızlar babalarının mirasından erkek kardeşlerinin yarısı kadar pay alıyorlardı. Maraş Şer’iyye Sicillerinde bunun örnekleri vardır (Akben, 1996, s. 269).

Osmanlı Devleti, Ermenilerin ödemesi gereken vergiyi Patrikhane aracılığıyla toplardı. Patrik kendi vergi tahsildarlarını atamakta tek yetkiliydi ve buyruklarına uymayanların mülklerine el koyabilirdi (Artinian, 2004, s. 28). Devlet, Ermeni vergi toplayıcılarının halktan fazla vergi topladığına dair şikâyetler söz konusu olduğunda suçluların cezalandırılması yoluna giderdi (İ.MVL, 421/18470). 1850’lerden sonra Katolik ve Protestanlık mezhepleri Ermeniler arasında hızla yayıldı. Bu konu Ermeni toplumunun en önemli meselesi olmasına rağmen bir türlü çözümlenemedi. Anadolu’da yaşayan Ermeniler, misyonerleri, dinleri konusunda kafalarını karıştırmakla ve Ermeni toplumunu bölmekle suçladılar (Burnaby, 2005, s.99-100). Bu tepkilere rağmen Maraş Ermeni toplumunda mezhep değişikliklerinin önüne geçilemedi. Bazen çok ilginç durumlar ortaya çıktı. Öyle ki aynı aile içinde üç ayrı mezhebe mensup fertler vardı (Günay, 2007, s. 127).

Maraş ekonomisi tarım, hayvancılık ve sanayiye dayanmaktaydı. Bu da şehrin canlı bir ticaret hayatı olmasına zemin hazırlamaktaydı. Ermeniler Maraş ticaretinde çok etkiliydi. Ermeniler ticaret ve kuyumculuk gibi mesleklerde öne çıkmalarıyla beraber tarım, sağlık, inşaat, terzilik, değirmencilik, taşçılık gibi çeşitli hizmet sektörlerinde çalışmaktaydı (Günay, 2007, s. 145).

Maraş’ta Ermenilerle Müslümanlar arasında şartlar ne olursa olsun çok sağlam ilişkiler kurulduğunu gösteren olaylar vardır. Ermenilerin 1921 yılında Maraş’ı terk etmesinden sonra Bakırcı Ali Usta mesleğini icra edemez olur. Çünkü bir Ermeni olan ustası Artin, ona mesleğin inceliklerini öğretmesine rağmen bakırı nasıl eriteceğini göstermemiştir. Ali Usta Halep’te bulunan Artin Usta’ya haber göndererek kendisine bakırı eritmeyi öğretip öğretemeyeceğini sorar. Bunun üzerine Artin Usta, kendi yetiştirdiği Ali Usta ve ailesinin savaş sırasında kendisini evlerinde saklamak suretiyle can güvenliklerini sağladıklarını hatırlar. Vefa borcunu ödemek ister. Ali Usta’yı gizlice Halep’teki evinde misafir eder ve bakırcılık mesleğiyle ilgili eksik kalan bilgilerini tamamlamasını sağlar. Maraş’a dönen Ali Usta bakırcılık mesleğinin şehirde yeniden canlanmasına vesile olur (Günay, 2012, s. 277).

Kaynakça

Akben, Adil (1996), “234 Numaralı Maraş Şer’iyye Sicili”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Malatya.

Akyılmaz, Gül (2003), “Osmanlı Devletinde Gayrimüslimlerin Hukukî Statüsü), Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri, II. Cilt, ASAM, Ankara.

Artinian, Vartan (2004), Osmanlı Devleti’nde Ermeni Anayasası’nın Doğuşu 1839-1863, çev. Zülal Kılıç, Aras Yay., İstanbul.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Mühimme Defteri, 24.

BOA, Babıâli Evrak Odası Umum Vilayet Tahriratı (A. MKT. UM); 54/71, 1267 6 4.

BOA, Dâhiliye Nezareti Sicill-i Nüfus İdare-i Umumiyyesi (DH. SN); 22/68, 1328 S 1.

BOA, İrade Meclis-i Vâlâ (İ.MVL); 421/18470, 1276 S 06.

BOA, Yıldız Arşivi Sadaret Resmî Maruzat (Y. A. RES); 37/37, tarihsiz.

Bozkurt, Gülnihal (1996), Alman-İngiliz Belgelerinin ve Siyasî Gelişmelerin Işığı Altında Gayrimüslim Osmanlı Vatandaşlarının Hukukî Durumu (1839-1914), TTK, Ankara.

Burnaby, Fred (2005), At Sırtında Anadolu, çev. Fatma Taşkent, 4. Baskı, İletişim, İstanbul.

Bursa Şer’iyye Sicilleri, A-100/117.

Davison, Roderic H. (1997), Osmanlı İmparatorluğu’nda Reform I, çev. Osman Akınhay, Agora Kitaplığı, İstanbul.

Georgeon, François (2006), Osmanlı-Türk Modernleşmesi (1900-1930), çev. Ali Berktay, YKY, İstanbul.

Günay, Nejla (2005), XVI. Yüzyılda Bursa Yahudileri, Ocak Yay., Ankara.

Günay, Nejla (2007), Maraş’ta Ermeniler ve Zeytun İsyanları, IQ Yay., İstanbul.

Günay, Nejla (2012), XX. Yüzyılda Maraş (Ermeniler, Türkler, Müslümanlar) Makaleler, Ukde, Kahramanmaraş.

Jorga, Nicolae (2005), Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, çev. Nilüfer Epçeli, V. cilt, Yeditepe, İstanbul.

Keyder, Çağlar (2005), Memâlik-i Osmaniye’den Avrupa Birliği’ne, İletişim, İstanbul.

Lady Montaqy, Türkiye Mektupları (1717-1718), çev. Aysel Kurutluoğlu, y.y, t.y., Tercüman Yay.

Ortaylı, İlber (2000), Tanzimat Devrinde Osmanlı Mahalli İdareleri (1840-1880), TTK Yay., Ankara.

Salname-i Vilayet-i Halep, 1284 (1867).

Salname-i Vilayet-i Halep, 1286 (1869).

Salname-i Vilayet-i Halep, 1288 (1871).

Salname-i Vilayet-i Halep, 1293 (1876).

Salname-i Vilayet-i Halep, 1318 (1900).

Sonyel, Salâhi R. (1994), “Tanzimat ve Osmanlı İmparatorluğu’nun GayriMüslim Uyrukları Üzerindeki Etkiler”, Tanzimat’ın 150. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu, haz. Hakkı Dursun Yıldız, Ankara.[:en]

Akben, Adil (1996), “234 Numaralı Maraş Şer’iyye Sicili”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Malatya.

Akyılmaz, Gül (2003), “Osmanlı Devletinde Gayrimüslimlerin Hukukî Statüsü), Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri, II. Cilt, ASAM, Ankara.

Artinian, Vartan (2004), Osmanlı Devleti’nde Ermeni Anayasası’nın Doğuşu 1839-1863, çev. Zülal Kılıç, Aras Yay., İstanbul.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Mühimme Defteri, 24.

BOA, Babıâli Evrak Odası Umum Vilayet Tahriratı (A. MKT. UM); 54/71, 1267 6 4.

BOA, Dâhiliye Nezareti Sicill-i Nüfus İdare-i Umumiyyesi (DH. SN); 22/68, 1328 S 1.

BOA, İrade Meclis-i Vâlâ (İ.MVL); 421/18470, 1276 S 06.

BOA, Yıldız Arşivi Sadaret Resmî Maruzat (Y. A. RES); 37/37, tarihsiz.

Bozkurt, Gülnihal (1996), Alman-İngiliz Belgelerinin ve Siyasî Gelişmelerin Işığı Altında Gayrimüslim Osmanlı Vatandaşlarının Hukukî Durumu (1839-1914), TTK, Ankara.

Burnaby, Fred (2005), At Sırtında Anadolu, çev. Fatma Taşkent, 4. Baskı, İletişim, İstanbul.

Bursa Şer’iyye Sicilleri, A-100/117.

Davison, Roderic H. (1997), Osmanlı İmparatorluğu’nda Reform I, çev. Osman Akınhay, Agora Kitaplığı, İstanbul.

Georgeon, François (2006), Osmanlı-Türk Modernleşmesi (1900-1930), çev. Ali Berktay, YKY, İstanbul.

Günay, Nejla (2005), XVI. Yüzyılda Bursa Yahudileri, Ocak Yay., Ankara.

Günay, Nejla (2007), Maraş’ta Ermeniler ve Zeytun İsyanları, IQ Yay., İstanbul.

Günay, Nejla (2012), XX. Yüzyılda Maraş (Ermeniler, Türkler, Müslümanlar) Makaleler, Ukde, Kahramanmaraş.

Jorga, Nicolae (2005), Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, çev. Nilüfer Epçeli, V. cilt, Yeditepe, İstanbul.

Keyder, Çağlar (2005), Memâlik-i Osmaniye’den Avrupa Birliği’ne, İletişim, İstanbul.

Lady Montaqy, Türkiye Mektupları (1717-1718), çev. Aysel Kurutluoğlu, y.y, t.y., Tercüman Yay.

Ortaylı, İlber (2000), Tanzimat Devrinde Osmanlı Mahalli İdareleri (1840-1880), TTK Yay., Ankara.

Salname-i Vilayet-i Halep, 1284 (1867).

Salname-i Vilayet-i Halep, 1286 (1869).

Salname-i Vilayet-i Halep, 1288 (1871).

Salname-i Vilayet-i Halep, 1293 (1876).

Salname-i Vilayet-i Halep, 1318 (1900).

Sonyel, Salâhi R. (1994), “Tanzimat ve Osmanlı İmparatorluğu’nun GayriMüslim Uyrukları Üzerindeki Etkiler”, Tanzimat’ın 150. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu, haz. Hakkı Dursun Yıldız, Ankara.

© 2022 - Marmara Üniversitesi