Osmanlı Devleti’nde Ermeni Cemaatinin Eğitimi

Yüzyıllar boyu farklı din, kültür ve etnik yapıdaki toplulukları bir arada yöneten Osmanlı Devleti, bu toplumlara karşı geniş bir barış ve hoşgörü anlayışına sahipti (Kılıç, 2006, s. 7). Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle beraber azınlıklar, cemaat halinde yaşama, din, dil, gelenek ve göreneklerinde tamamen serbest hareket etme hakkı kazanmalarına paralel olarak okul ve kültür kurumları açma hakkını da elde etmişlerdi. Bu okullar Müslüman okullarında olduğu gibi devlet tarafından değil, zenginler hayırseverler ve cemaatler tarafından kurulmuş, cami ve kilise gibi dini müesseselerin bünyesinde yer almıştı. Nitekim her kilisenin yanında, papazların yönetimindeki azınlık okulları bulunmaktaydı (Taşdemirci, 2001, s. 13, 18). Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu dönemlerde, zararlı görülmeyen bu azınlık okulları kapalı cemaat şeklinde dil ve din eğitimini rahatça yapmışlardı (Kılıç, 1999, s. 151).

XVIII. yüzyılın sonuna kadar Osmanlı toprakları içinde daha çok dini eğitim veren ve mevcudiyetleri şahsa bağlı olan kurumların varlığını belirtmek gerekir. Nitekim Kumkapı ve civarına yerleşen Ermenilerin “Mangantz Varjadun” adı verilen çocuk terbiye evinin bulunduğu bilinmektedir. Yine İstanbul Ermeni cemaatinin ilk kültür kaynağı olan Kumkapı Ermeni Kilisesi’nde Rahip Mateos tarafından çocuklara dersler verildiği bilinmektedir. İstanbul’un yanı sıra Bitlis civarında “Amlorti” Manastırı’nda açılan ve din, felsefe ve mantık dersleri veren bir okul da kaydedilmelidir. O dönem Ermeni cemaatinin eğitiminde etkili olan bu okul mezunlarının memleketin dört bucağına dağılarak yeni okullar açtıkları Ermeni kaynaklarında mevcuttur. Hatta bu okulun 1710 yılında ulûm ve fünûn dersleri de vermeye başlayarak “Darülfünun” olarak anılacak kadar gelişmiş olduğundan bahsedilmektedir. XVIII. yüzyılın başlarında İstanbul’da benzer okullara rastlanmaktaydı. Nitekim 1706 yılında papaz Apraham’ın Üsküdar’da evini okula dönüştürmesi, 1710’da Sivaslı rahip Mihitar tarafından Beyoğlu’ndaki Ermeni çocuklarına dersler verilmesi, 1715 yılında patrik Ohannes Golod’un Üsküdar’da bir papaz okulu açması, 1745’de Kumkapı’da Patrik Nalyan’ın himayesinde bir kız okulunun kurulmuş olması, yine 1752’de Erivanlı Simon’un Balat’taki Ermeni kilisesinde bir okul meydana getirmesi şahısların varlığına bağlı olarak açılan okullara birer örnek teşkil etmektedir. Kısacası yüzyılın sonuna kadar bahsi geçen bu okulların dışında gerçekten okul vasfını taşıyan Ermeni müessesesine rastlanmamıştır. Ancak, bu tarihten sonra halk arasında meydana gelen fikrî uyanış, İstanbul’un her semtinde açılan özel dershanelerin sayısını çoğaltmıştı. 1790 yılında Eğinli Şnork Mıgırdıç ve Amira Miricanyan devletten izin alarak ilk resmî Ermeni okulunu Kumkapı’da açmıştı. Langa’daki Surp Lusavoriç ve Balat’taki Surp Hreştagabed okullarını da yine aynı kişiler tesis etmişti. Bundan sonra Ortaköy, Kuruçeşme, Samatya, Üsküdar gibi Ermeni cemaatinin yoğun olduğu pek çok semtte okullar açılmıştı. Özellikle Patrik Ohannes Çamaşırcıyan’ın döneminde (1803-1812) İstanbul’un bütün semtlerinde Ermeniler parasız cemaat mektepleri açmışlardı (Ergin, 1977, s. 750-752; Kılıç, 1999, s. 153).

Patrik Karabet’in 10 Temmuz 1824 tarihinde Anadolu’daki Ermeni cemaatine her vilayette mektep açmalarını emreden bir tamim göndermesi üzerine, Anadolu’nun en ücra köşelerine varıncaya kadar okullar açılmaya başlanmıştı. Ermeni Patrikhanesi tarafından hazırlanan 1824 tarihli istatistiğe göre Anadolu’nun çeşitli yerlerinde 120 Ermeni mektebi bulunmaktaydı. Her şehir ve kasabada birer tane, sadece Ermeni nüfusunun fazla olduğu Adapazarı’nda dört, İzmit ve Merzifon’da üçer, Manisa, Bafra, Kayseri, Eğin ve Erzurum’da ikişer adet okul açılmıştı. Patrik Karabet’in cemaatin eğitimi için çalışmaları bununla da kalmamış, 1831 yılında Ermeni cemaatinin ileri gelenlerini toplayarak, sayısı giderek artan okulların masraflarına katkıda bulunmalarını sağlamak amacıyla onlara senetler imzalatmıştı. Katolik ve Protestan Ermeni mekteplerinin mezun vermeye başlamasıyla birlikte bunlar için bir yüksekokul açma ihtiyacı ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine 1838 yılında Üsküdar’da ilk yatılı yüksekokul olan Camaran Mektebi açılmıştı (Ergin, 1977, s. 753-754).

İstanbul’daki cemaat okullarının modernizasyonu konusunda ilk ciddi girişim Paris’te öğrenim gören Ermeni aydınlarının 1849 yılında Ararat Cemiyeti’ni kurmalarıydı. Cemiyetin amacı Ermeniler arasında okullaşmayı ve eğitimi yaygınlaştırmaktı. Cemiyetin varlığı ve amacının kısa sürede İstanbul Ermenileri tarafından öğrenilmesi üzerine Ermeni mahallelerinde okullaşmayı sağlamak üzere birçok kültür cemiyeti kurulmuştu. Zamanla bunlar Anadolu’da da açılmaya başlandı. Çeşitli isimlerde açılan bu cemiyetlerin amacı, Ermeni eğitimini geliştirmenin ve modernleştirmenin yanı sıra Türkçe veya Kürtçe konuşan Ermenilere Ermeni dilini öğretmekti (Somel, 2007, s. 77-78).

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin artık gücünü yavaş yavaş kaybetmeye başlamasıyla birlikte azınlıklar, yabancı devletlerin de yardımıyla her fırsatta haklarını ve ayrıcalıklarını devletin siyasî birliği aleyhine genişletmişlerdi. Nitekim 1839 tarihli Tanzimat fermanıyla getirilen esasların uygulanabilmesi için Abdülmecid tarafından yayınlanan 1854 fermanıyla düzenlenen hak ve yetkiler azınlık çocuklarının devletin sivil ve askerî okullarına Müslüman çocuklarıyla beraber alınmalarını sağlamıştı. Ancak, Ermeni çocuklar daha çok Galatasaray Sultanisi gibi yabancı dilde eğitim veren okulları ve Tıbbiye, Eczacılık, Sanayi-i Nefise, Hukuk ve Mülkiye mektepleri gibi sivil meslek okullarını tercih etmişlerdi (Taşdemirci, 2001, s. 19).

Ermeniler kendi okullarının yanı sıra, Ermeni çocuklarını kendilerine çekebilmek için rekabet eden Protestan ve Katolik okullarına da devam ediyordu. Kültürel ve hukukî alanda Ermenilere tanınan haklar, devletin zayıflamaya başlamasıyla birlikte çeşitli devletler tarafından da kullanılmaya başlanmıştı. Özellikle İngiltere ve Amerika misyonerlik faaliyetleriyle bir Protestan cemaati yaratmaya çalışmıştı (Açıkses, 2007, s. 43). Ermenileri, devlete karşı kışkırtan ve onlarda millî kimlik oluşturmaya çalışan bu misyonerlik faaliyetlerine karşı Osmanlı Devleti başlangıçta fazla tepki gösterememiş, siyasete karışmamaları şartıyla okul açmalarına izin vermişti. Osmanlı topraklarında misyonerlik faaliyetlerini yürütebilmek için Amerika’da 1810 yılında Amerikan Yurtdışı Misyoner Komiserliği Masası (American Board of Commisioner for Foreign Missions ABCFM) kurulmuştu. 1820 yılından itibaren Amerikan misyonerleri Osmanlı topraklarında faaliyetlerine başlamıştı. Osmanlı Devleti’ndeki Müslüman unsurları Hristiyanlaştırmaları mümkün olamayacağı için mesailerinin çoğunu Gregoryen mezhebindeki Ermeniler üzerine yoğunlaştırmışlardı. İlk misyoner William Goodell, Türkiye’deki Ermeniler arasında faaliyette bulunmak üzere 1831 yılında İstanbul’a gelmişti (Mutlu, 2005, s. 309; Şahin, 2005, s. 186-190). Goodell gelirken, yanında Ermeni alfabesiyle yazılmış bir de İncil getirmiş, 1834 yılında ise Ermeni çocukları için Pera’da bir erkek lisesi açmıştı. Amerikan misyonerlerin İstanbul’daki faaliyetleri devam ederken, İzmir’de de gizli-açık faaliyetler başlamış, 1836 yılında Ermeni kız çocukları için bir okul açılmıştı. Bir hafta sonra Ermeni cemaati mensupları bu okulun idaresini üzerlerine almışlardı (Kılıç, 1999, s. 153; Mutlu, 2005, s. 295-296). 1850’de Protestan cemaatinin Bâb-ı Ali tarafından bağımsız bir dinsel cemaat olarak resmen tanınması Protestan misyonerlerinin eğitim faaliyetlerine hukukî bir zemin hazırlamıştı (Somel, 2007, s. 75). Misyonerlerin çalışma sahalarını daha da genişletmesiyle birlikte 1852 yılında Harput’ta bir okul açılmıştı. Bu okul daha sonra önemli bir merkez haline gelmişti. 1859 yılında ise Fırat Koleji olarak da adlandırılan Amerikan Harput Misyoner Koleji faaliyete geçmişti. Amerikan misyonerlerin okul açmak için seçtikleri bir başka merkez de Kayseri’ydi. Kayseri’de ilk defa geldikleri 1854 yılından II. Meşrutiyet’e kadar Hristiyan-Protestan kiliseler ve ilkokullar ağı oluşturmuşlardı (Kılıç, 1999, s. 157-158). Ermenileri millet yapma yolu dilden geçtiği için, American Board’ın okullarında esas olarak Türkçe, gündelik Ermenice ve İngilizce dillerinde eğitim verilmişti. Böylece Anadolulu Ermeni kuşakları yazılı dil olan klasik Ermenice (grabar) yerine gündelik Ermenicenin (aşkharabar) eğitim dili olarak kullanılması sayesinde geleneksel eğitim kalıplarına bağlı kalmazken, İngilizce öğrenmeleri sayesinde de modern dünyanın kültür tesirlerine daha açık hale gelmişlerdi. 1850-1890 arasında Amerikan misyonerler tarafından İstanbul, Bursa, Adapazarı, Afyon, İzmir, Konya, Kayseri, Yozgat, Sivas, Tokat, Merzifon, Adana, Tarsus, Antep, Harput, Çüngüş, Malatya, Palu, Bitlis, Mardin ve Van gibi merkezlerde anaokulu ve yetimhaneden başlayarak lise ve meslek okulu seviyesine kadar çok sayıda kız ve erkek okulları açılmıştı (Şahin, 2005, s. 190; Somel, 2007, s. 75). Ermeni çocuklarının eğitildiği misyoner okulları sadece Amerikalılara ait değildi. Avusturya, Alman, Fransız, İngiliz okullarında da Ermeni çocuklar okutulmakta ve devletlerin misyonları doğrultusunda eğitilmekteydi (Mutlu, 2005, s. 10-109, 146, 260).

1863 yılında yayınlanan Nizamnâme-i Millet-i Ermeniyan ile Ermeni cemaatinin eğitim konusundaki sıkıntıları da çözülmeye çalışılmış, eğitim sistemi amiraların denetiminden çıkarılmıştı. Bu zamana kadar kültür, eğitim ve okullar konusunda son sözü ruhban sınıfı söylerken, bu nizamname ile cemaatin din ve dünya işleri birbirinden ayrılmış, okulların idaresi oluşturulacak Maarif Komisyonu’na bırakılmıştı. Bu komisyonun görevleri, Ermeni milletinin eğitim kurumlarını finanse etmek ve denetlemek, okul öğretmenlerinin hayat şartlarını iyileştirmek ve meslekî seviyelerini yükseltmek, ders kitapları hazırlatmak ve Ermeni kültür cemiyetlerinin yerel etkinliklerini desteklemekti (Tekeli, İlkin, 1993, s. 106-107; Somel, 2007, s. 78).

Misyonerler tarafından açılan bu okullarla ilgili Ermeni çocuklar üzerindeki milliyetçi ve ihtilalci etkileri ve misyonerlerin halk arasında propaganda yapmaları yüzünden hükümet tarafından bazı önlemler alınmak istenmişti. 1869 yılında yayınlanan ve Türk eğitim sistemini baştan aşağı düzenleyen Maarif-i Umumiye Nizamnâmesi’nin 129. maddesi bu konuya ayrılmış ve yabancı okulların kontrolü hedeflenmişti. Buna göre azınlık okullarında öğretmenlik yapacak kişilerin diplomalarının Maarif Nezareti tarafından onaylanması şart koşulmuştu. Yine gayrı müslim okullarında uygulanan müfredatta ve okutulacak ders kitaplarında Osmanlı Devleti’nin siyasetine aykırı bilgilerin olmadığına dair Maarif Nezareti veya Müdürlüğünün rapor vermesi gerekmekteydi. Maarif idaresi tarafından yapılan denetimlerden sonra verilen ruhsatla okul faaliyetlerine izin verilmişti (Mutlu, 2005, s. 26; Şahin, 2005, s. 191; Somel, 2007, s. 80 ).

Gün geçtikçe Ermeni okullarının sayıları artmış, daha kaliteli hale gelmişlerdi. Nitekim 1871 yılında sadece İstanbul’da 18 erkek, 13 kız ve 17 karma olmak üzere 48 Ermeni okulu vardı. 1874 yılında ise Anadolu’da anaokulu da dâhil olmak üzere 469 ilkokul bulunmaktaydı. 1880’de ise maddi sebeplerden dolayı cemaat okullarının sayısı azalmış, bunların yerini özel okullar almıştı (Ergin, 1977, s. 758; Taşdemirci, 2001, s. 19-22).

Özellikle 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sonrasında imzalanan Berlin antlaşmasının 61. maddesinin Ermenileri uluslararası malzeme haline getirmesi üzerine, Ermeniler er ya da geç ayaklanacak ve düvel-i muazzamanın desteğini alarak bağımsızlık talebinde bulunacak bir unsur olarak algılanmaya başlanmıştı. Nitekim bu algıda Ermenilerin faaliyetlerinin de etkisi büyüktü. Ermeni okulu yöneticileri ve öğretmenleri siyasî aktivitelerinde çok cüretli olabilmişlerdi. Yine Rusya Ermenisi Kirkor Artsruni, Ermenistan’ın özgürlüğünün Osmanlı İmparatorluğu’nun ortadan kalkmasıyla ve Doğu Anadolu’nun Rusya denetimine girmesiyle mümkün olacağını belirtmişti. Dolayısıyla II. Abdülhamid rejimi, 1881 yılına kadar Ermeni okullarına destek vermeme politikası gütmüştü. Ancak, bu reddetme politikasının Ermeni okulları üzerindeki denetimi zorlaştıracağının fark edilmesi üzerine 1881’den sonra farklı bir yaklaşım sergilenmiş, denetimin sağlanabilmesi için cemaatin yoğun bulunduğu bölgelerde Maarif müdürlükleri açılmıştı. Özellikle 1889’dan itibaren Ermeni okullarına nefes aldırılmamış, Ermeni cemaati tarihi ve Ermeni kilisesi tarihine dair ders kitapları yasaklanmıştı. 1896 yılında yayınlanan Vilâyat-ı Şâhane Maarif Müdürlerinin Vezaifini Mübeyyin Talimat ile cemaat okullarının denetiminde nelere dikkat edileceği belirtilerek, bu okullar üzerindeki baskı arttırılmıştı. Bu talimatın amacı Osmanlı millî kimliğini tehdit edecek eğitimi engellemekti. Bunun için tarih ve coğrafya ders kitapları ile bu kitaplarda yer alan haritaların millî birliği bozacak bilgileri ihtiva etmemesine dikkat edilmişti. Ayrıca öğretmenlerin tayininde de mutlaka imparatorluk dâhilindeki okullardan mezun olmuş olanların tercih edilmesi vurgulanmıştı. Yine aynı tarihten itibaren Osmanlı idaresi Ermeni çocukların devlet okullarına kaydolmasını hedeflemiş, bunun için Adana, Mamüretülaziz, Erzurum, Van ve Diyarbakır rüşdiye ve idadi mekteplerinin ders programlarına Ermenice dersi eklenmişti (Somel, 2007, s. 78-92).

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra eğitimde yeni atılımlar gerçekleşmiş, cemaat okullarıyla yakından ilgilenilmişti. II. Abdülhamid döneminde kapatılan Ermeni okulları tekrar açılmıştı. I. Dünya Savaşı öncesinde, hem devlet, hem patrikhane, hem de cemiyet ve şahıslar tarafından açılan Ermeni okullarının sayısı 2500’e ulaşmıştı. Ancak savaş sonrasında sadece İstanbul’daki Ermeni okulları kalmıştı (Taşdemirci, 2001, s. 22).

Sonuç olarak; başlangıçta bir devlet politikası olarak azınlıklara tanınan “kendi dil, din, kültür ve eğitimlerinde serbest olma” hakkı, devletin gerilemeye başladığı 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren bir silah olarak kullanılmıştı. Batılı devletlerin de desteğini alan azınlıklar özellikle eğitim öğretim faaliyetleriyle dillerini geliştirme ve kendi millî kimliklerini oluşturma çabası içine girmişlerdi. Misyoner okulları sayesinde azınlıklar bağımsızlıklarını kazanacak şekilde yetiştirilmiş ve teşvik edilmişti.

Kaynakça

Açıkses, Erdal (2007), “Osmanlı Eğitim Sisteminin Türk-Ermeni Toplumlarının Birlikte Yaşamalarına Katkısı”, Hoşgörü Toplumunda Ermeniler, II, Kayseri, s. 33-60.

Ergin, Osman (1977), Türk Maarif Tarihi, 1-2, İstanbul.

Kılıç, Remzi (1999), “Osmanlı Türkiyesi’nde Azınlık Okulları (XIX. Yüzyıl)”, Türk Kültürü, Yıl XXXVII, S. 431, Ankara, s. 151-159.

Kılıç, Remzi (2007), “XIX. Yüzyıl Osmanlı Yönetiminde Ermeni Okulları ve Faaliyetleri”, Uluslararası Türk-Ermeni Toplumu Birlikte Yaşama Sanatı Sempozyumu, Erciyes Üniversitesi (20-22 Nisan 2006), Kayseri, C. V, s. 77-88.

Mutlu, Şamil (2005), Osmanlı Devleti’de Misyoner Okulları, İstanbul.

Somel, Selçuk Akşin (2007), “Osmanlı Ermenilerinde Kültür Modernleşmesi, Cemaat Okulları ve Abdülhamid Rejimi”, Tarih ve Toplum: Yeni Yaklaşımlar, Sayı 5, s. 71-92.

Şahin, Gürsoy (2005), “Türk Ermeni İlişkilerinin Bozulmasında Amerikalı Misyonerlerin Rolleri Üzerine Bir İnceleme”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, VII-1, Ermeni Özel Sayısı, (Haziran), s. 184-207.

Taşdemirci, Ersoy (2001), “Türk Eğitim Tarinde Azınlık Okulları ve Yabancı Okullar”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 10, 13-30.

Tekeli, İlhan- İlkin, Selim (1993), Osmanlı İmparatorluğu’nda Eğitim ve Bilgi Üretim Sisteminin Oluşumu ve Dönüşümü, Ankara.

© 2022 - Marmara Üniversitesi