I. Dünya Savaşı Öncesi Dönemde Ermeni Sorununun Gelişiminde Almanya’nın Rolü

Selçukluların 11. yüzyılın başlarında Doğu Anadolu’ya düzenlediği akınlarla başlayan Türk–Ermeni İlişkileri, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarından itibaren Ermenilere “Millet-i Sadıka – Treue Nation” adını verecek şekilde gelişmiş ve 14. yüzyıldan 19. yüzyılın başlarına kadar sorunsuz bir biçimde devam etmiştir.

1815 yılında yapılan Viyana Kongresi’nde ilk kez gündeme gelen ve emperyalizmin Avrupa’daki gelişim süreci içinde Osmanlı Devleti’nin topraklarının paylaşımı üzerine Düvel-i Muazzama olarak tanımlanan Devletler tarafından yapay olarak yaratılmış bir sorun olan “Doğu Sorunu” ise bu ilişkilerde bir kırılma unsuru olmuştur. Zira “Doğu Sorunu”nun bir alt mücadele ve müdahale alanı olarak “Ermeni Sorunu” ortaya çıkmıştır.

Prusya liderliğinde 18 Ocak 1871 tarihinde ulusal birliğini sağlamasını takiben Almanya özellikle “Weltpolitik” politikası ile Doğu Sorunu’nun aktif bir tarafı olmuştur. Daha geniş bir ifade ile vurgularsak, Otto von Bismarck yönetimindeki Almanya, Doğu Sorunu’nda İngiliz ve Rus işbirliğinden kaygı duymakla birlikte, esas olarak Avrupalı büyük Devletlerin kendileri aleyhine anlaşmasından çekinmiştir. Bismarck, Almanya’nın temel çıkarını, Avusturya ile Rusya arasında bir görüş birliğine varılmasına ve Üç İmparator Ligi’nin korunmasına dayandırmıştır. Bu bağlamda, stratejik öncelikleri doğrultusunda Almanya, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da kalan topraklarının paylaşımı sorununa kısmen müdahil olarak, Doğu Sorunu kapsamında Düvel-i Muazzama’yı uyuşmazlığa düşürmeye çalışmıştır. Bismarck’ın ünlü, “Doğu’nun bütün sorunları Pomeranyalı bir tek askerin hayatına değmez” cümlesi Almanya’nın, Doğu Sorunu’na bakışını bizce çok net bir biçimde özetlemektedir.

Bismarck döneminde Almanya, kendi güvenlik kaygılarına öncelik verdiği için Düvel-i Muazzama’nın Osmanlı Devleti üzerindeki emellerini engelleyici bir politika izlememekle birlikte bu Devletlere aktif bir destekte vermemiştir. Bismarck’ın bu esnek politikası içinde belirtilmesi gereken bir diğer husus da Almanya’nın Rusya ile zorunlu olarak savaşması durumunda, Osmanlı Devleti’nin askeri gücüne başvurulabileceği düşüncesi olmuştur. Bu kapsamda, Sultan II. Abdülhamid’in Osmanlı ordusunda yapmak istediği reformlar için bir Alman askeri heyetinin gönderilmesi kabul edilmiştir. 1882 yılından itibaren Albay von Kähler başkanlığındaki askeri heyetin Osmanlı ordusunda reform çalışmalarına başlamasının ardından ise 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın da etkisi ile Alman silah firmaları Osmanlı İmparatorluğu’na silah satışına başlamıştır.

Ermeni tebaanın bağımsızlık talepleri kapsamında Almanya’nın izlediği politikalar 1888 yılında II. Wilhelm’in iktidara gelişine kadar, diğer devletlerden farklı olarak “karışmama” ilkesine dayanmıştır. Daha geniş bir ifade ile belirtirsek, ulusal birliğini diğer Devletlere nazaran geç sağladığı ve genelde uluslararası sistemde, özelde ise Osmanlı Devleti’nin topraklarının paylaşım mücadelesi olan Doğu Sorunu’nda güçlü bir aktör olarak daha sonradan yer aldığı için, Almanya’nın nüfuz edebileceği bir Osmanlı gayrimüslim cemaati-milleti kalmamıştır. Doğu Sorunu’nun gelişim süreci içinde Fransa Katolik, İngiltere Protestan, Rusya ise Ortodoks cemaatinin hamiliğini üstenmiştir. Bu nedenle Almanya, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü destekleyen bir politika izlemiştir (Ortaylı, 1998, s. 173-176.; Armaoğlu, 2003, s. 566-567).

Almanya’nın bu tarz bir politika izlemesinde, yukarıda belirttiğimiz içsel faktörlerin yanı sıra Sultan II. Abdülhamid yönetimindeki Osmanlı Devleti’nin izlediği denge politikası da etkili olmuştur. Zira Berlin Antlaşması’nın ardından Sultan II. Abdülhamit, Ermeni Sorunu hususunda ABD, Fransa, Rusya ve İngiltere’ye olan güvenini kaybetmiştir. Bu sebeple Sultan, Ermenilerin özellikle Rusya ve İngiltere tarafından kullanılmasından kaygılandığı için bir yandan çıkabilecek iç karışıklıkları önlemeye yönelik politikalar izlemiş, diğer yandan da İngiltere ile hâkimiyet mücadelesi veren Almanya’nın bu konuda tarafsızlığını sağlamıştır.

Almanya, Osmanlı Devleti’nin Ermeni tebaasının ayrılıkçı taleplerini Sultan II. Abdülhamid döneminde olduğu gibi İttihat ve Terakki iktidarında da desteklememiştir. Bu bağlamda, Haziran 1908’de yapılan Reval Görüşmesi’nde İngiltere ve Rusya’nın Osmanlı Devleti’nin topraklarının geleceğini kararlaştırırken, Almanya’nın bu paylaşıma katılmaması, İttihat ve Terakki iktidarının bu Devleti müttefik olarak görmesine neden olmuştur. Süreç içinde Osmanlı Devleti’nin yaşadığı iç ve dış siyasal sorunlar ile ekonomik güçlükler ise İttihat ve Terakki iktidarının, II. Abdülhamid’den daha koyu bir Alman dostu olmasına yol açmıştır. 1912 yılından sonra Enver, Cemal ve Talat Paşa’nın en üst düzey karar alıcıları olmasından sonra ise Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman etkisi, Alman hayranlığına dönüşmüştür (Bkz., Hanioğlu, 2004, s. 57-81; Saupp, 1990, s. 75; Avcıoğlu, 1974, s. 1075; Ortaylı, 1998, s. 197-204).

Ayrıca konjonktür içinde Sultan II. Abdülhamid, Berlin Antlaşması’nı takiben II. Wilhelm yönetimindeki Almanya’nın “Weltpolitik” ile yeni bir Dünya gücü olmasını iyi tespit etmiş ve de Rusya ile İngiltere’nin emperyalist çıkarlarını, bu yeni emperyalist Devletin çıkarları ile engelleme/dengeleme stratejisini izlemiştir. Bilindiği üzere Osmanlı İmparatorluğu dış ilişkilerinde, 1871 yılına kadar Fransa, 1871 yılından sonra ise kısa bir süre için Rusya ve daha yoğun bir biçimde İngiltere’nin desteğini kullanmıştır. Berlin Antlaşması’ndan sonra ise Almanya, diğer Devletlerle olan ilişkilerde dengeleyici Devlet olarak görülmüştür.

Sultan II. Abdülhamid’in bu politikası bağlamında arzu edilen Türk-Alman dostluğunun 1890 yılından itibaren gelişmesi üzerine, Almanya kendi çıkarları doğrultusunda tutum-politika değiştirerek, Osmanlı-Ermeni ilişkilerine müdahil olmaya ve bu ilişkileri yönlendirmeye başlamıştır. Bu politika değişikliğini takiben Almanya’ya bir yandan özellikle Bağdat Demiryolu imtiyazı gibi çeşitli ekonomik ayrıcalıklar verilerek Türk-Alman yakınlığını pekiştirilmeye çalışılmış, diğer yandan da birçok Alman askerine Osmanlı ordusunun modernizasyonunda ve eğitiminde görev verilerek, I. Dünya Savaşı’na kadar olan süreçte İngiltere, Fransa ve Rusya’nın Ermeni Sorunu kapsamındaki ıslahat talepleri sürüncemede bırakılmıştır.

Kaynakça

Armaoğlu, Fahir (2003), 19. Yüzyıl Siyasi Tarih (1789-1914), 3. Baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara.

Avcıoğlu, Doğan (1974), Milli Kurtuluş Tarihi 1838’den 1995’e, 3. Kitap, İstanbul Matbaası, İstanbul.

Hanioğlu, M. Şükrü (2004), “Jön Türkler ve Osmanlı’da İç-Dış Politika Bağlantısı”, 3. Baskı, der. Faruk Sönmezoğlu, Türk Dış Politikasının Analizi, Der Yayınları, İstanbul, ss. 57-81;

Ortaylı, İlber (1998), Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfusu, İletişim Yayınları, İstanbul.

Özdal, Barış (2014), “Almanya’nın Ermenilere Yönelik İzlediği Politikaların Doğu Sorunu Kapsamında Analizi”, Yeni Türkiye Ermeni Meselesi Özel Sayısı, Cilt II, Yıl 20, Sayı 61, ss. 1184-1196.

Özdal, Barış (2006), Ayastefanos ve Berlin Anlaşmaları İtibarıyla Ermeni Sorunu”, Askeri Tarih Araştırmaları Dergisi, Yıl 4, Sayı 8, ss. 109-119.

Özdal, Barış (2009), “Doğu Sorunu Kapsamında Almanya’nın Ermenilere Yönelik İzlediği Politikalar -Tessa Hofmann’ın İddialarının Analizi ve Kritiği-”, Hoşgörüden Yol Ayrımına Ermeniler Cilt 1, Erciyes Üniversitesi-Nevşehir Üniversitesi, II. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Sempozyumu (EUSAS II) 22-24 Mayıs 2008, Kayseri: Erciyes Üniversitesi Yayını No. 163, ss. 295-234.

Özdal, Barış (2007), “Ermeni Sorununun Analizinde Önemli Bir Parametre: Tehcir”, Global Strateji Dergisi, Yıl 3, Sayı 10, ss. 95-104.

Özdal Barış (2006), “Osmanlı Devleti’nin Taraf Olduğu Uluslararası Andlaşmalar İtibarıyla Ermeni Sorunu (1918–1922 Dönemi), Güvenlik Stratejileri Dergisi, Yıl 2, Sayı 4, ss. 173-186.

Saupp, Norbert (1990), Das Deutsche Reich und die Armenische Frage 1878— 1914, Köln.

© 2022 - Marmara Üniversitesi