Doğu Anadolu Islahatı ve Yeniköy Antlaşması

Balkan Savaşı sonrası siyasî, askerî, iktisadî ve toplumsal çözülmenin eşiğine sürüklenen Osmanlı Devleti, 1913 yılında Avrupa siyasî çevrelerince yeniden gündeme getirilen Ermeni meselesinden dolayı çok zor bir döneme sürüklendi. Avrupa’da Ermeni toplumuna duyulan sempati kısa sürede Türklere karşı bir kamuoyu oluşturulmasına fırsat yaratmıştır. Osmanlı hükûmeti Ermeni ıslahatı konusuna bu sırada bir takım teşebbüslere başlamış, taşra yönetimine azınlık temsilcilerinin de katılımı konusuna olumlu yaklaşmaya başlamıştır (Kurat, 1970, s. 206). İngiltere ise, Ermeni konusunda yapılması düşünülen ıslahatın Osmanlı hükûmeti tarafından ciddiye alınmasını istemekte idi. Nitekim bu süreçte Osmanlı hükûmetinin, Ermeni ıslahatı meselesinde İngiltere’nin desteğini almak, Rusya müdahalesinden de mümkün mertebe kaçınmak politikasını takip ettiği bir gerçekti. Ancak gelişmeler bir süre sonra Osmanlı-Rus temsilcilerinin bir araya gelerek 8 Şubat 1914 tarihinde Sait Halim Paşa ile İstanbul’daki Rus büyükelçisi Gulkeviç arasında Yeniköy Antlaşmasının imzalanması ile farklı bir boyuta bürünmüştür. Osmanlı Devleti bundan sonra antlaşma gereği Avrupa’dan gönderilecek ithal yöneticilerle Vilayat-ı Şarkiye (Doğu Anadolu) Islahatını gerçekleştirme çabasına girişmiş oldu.

Vilayât-ı Şarkiye (Doğu Anadolu) Islahat Müfettişlerinin Atanması ve Göreve Başlamaları

Rusya ile varılan Yeniköy anlaşması gereğince; Van-Bitlis-Harput ve Diyarbekir bölgesi genel müfettişliğine Norveçli Binbaşı Nicolas Hoff; Trabzon-Erzurum ve Sivas bölgesi genel müfettişliğine de Hollandalı Doğu Hindistan sömürgeleri memurlarından Westenenk atanmıştır (BOA, DH. KMS, Ds: 2-2/5).

Müfettişler Osmanlı hükûmeti tarafından hazırlanmış olan 23 maddelik “müfettiş-i umumilerini vazife ve selahiyetlerine müteallik talimat”a göre hareket edeceklerdi. Bu talimatta müfettişlerin görev ve yetkileri açık bir şekilde izah edilmekte idi. Hoff, Osmanlı hükûmetiyle olan yazışmalarında “Inspection Generale des Vilayets de Van, Bitlis, Kharpout et Diarbekir” ifadelerinin yazılı olduğu antetli kağıtlar kullanmakta idi. Hoff, ıslahat yapacağı bölgelerdeki arazi anlaşmazlıklarını giderilebilmesi, meclis-i umumi üyelerinin seçimi (müfettişlik talimatının 7 ve 8 nci maddesinde belirtilen) gibi hususların düzeltilebilmesi için bölgede doğru bir sayımın yapılmasının şart olduğunu belirterek, maiyetindeki müfettişlere verilmek üzere ayrılmış olan tahsisatın da bir an önce verilmesini talep etmekte idi. Hoff, mektubunda bölgede yapılacak harcamanın miktarını şimdiden tahmin etmesinin mümkün olamadığını, şimdilik müfettişlik makamına 10.000 liranın ayrılması ve Osmanlı Bankasından gerekli ödeminin yapılmasını istiyordu. Ayrıca her ay yapacağı harcamalara ait hesapları devlet merkezine göndermeyi de taahhüt eder. Hoff, istenen paranın miktarının fazla olmadığını da ifadeden geri kalmaz (BOA, DH. KMS, Ds: 63/68).

Müfettiş Hoff, Temmuz ayında Dahiliye Nezaretine gönderdiği mektupta, müfettişlik talimatnamesinin 23 ncü maddesinin 5 ve 6ncı fıkrasına göre, Ziraat ve Nafia müfettişlerini Bitlis’e ulaşır ulaşmaz bir teftiş gezisi yaptıracağını belirtmekte idi. Hoff, düşünülen ıslahatın başarıya ulaşabilmesi için bunun yapılmasının şart olduğunu belirtiyordu. Bu arada ziraat ve ulaşım konusunda yapılacak teftişler sırasında bir topografa ihtiyaç olduğunu belirterek kroki ve harita talebinde de bulunuyordu. Özellikle topografa büyük ihtiyaç olacağını belirterek, şayet bulunmazsa Norveç’ten getirebileceğini ifade ediyordu. Hoff, talimatnamenin 23. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen memurların tamamının bu yaz işe başlamalarının mümkün ve gerekli olmadığını zira Anadolu’da bulunacağı bu ilk aylarda bölgeyi tanıma gezileri yapacağını vurguluyordu. Ayrıca Dahiliye Nazırı ile yapacağı yüz yüze görüşmede ayrıntıları aktaracağını belirtiyordu (BOA, DH. KMS, Ds: 63/68).

Hoff, 23 Temmuz 1330/5 Ağustos 1914 tarihinde Dahiliye Nezaretine gönderdiği mektubunda maiyetinde görev alacak olan müfettişlerin de hazır olmaları konusunda gerekli tebligatın yapılmasını istiyordu. Hoff, maiyetinde görev alacak olan müfettişlerin 20 Ağustos-1 Eylül 1914 tarihleri arasında Bitlis’te olmalarını, şayet olamazlarsa 1-9 Eylül 1914 tarihleri arasında Van’da kendilerine katılmalarını istiyordu. Hoff, bundan başka, yanında görevlendireceği hademeleri Van’da tespit edeceğini bildiriyor ve çok yakın bir zamanda hareket edeceğini ifade ediyordu (BOA, DH. KMS., Ds: 63/68). Bu arada müfettişler yaptıkları müracaatlarla bir takım vergi muafiyetlerinden yararlanmak da istiyorlardı. Özellikle Avrupadan getirdikleri malzemelerin serbest geçirilmesi talebinde bulunuyorlardı.

Hoff, müfettişlik merkezi olarak Van veya Bitlis’i seçeceğini belirterek, müfettişlik karargahı için geniş bir eve talep etti. Hoff’un bu isteğini dikkate alan nezaret, sık sık Van valisi Tahsin Bey’e telgraflar göndererek ev meselesinin halledilmesini ve müfettişe gereken saygıda kusur edilmemesini ihtar etti. Vali Tahsin Bey 21 Temmuz 1914 tarihli telgrafında, Van’a gelecek olan bu kişiye parlak tören yapılması yolunda kendisine verilen emrin –adeta gururuna dokunduğunu- pek ağır geldiği belirtiliyor ve bunu yapmasının mümkün olmadığını ifade ettikten sonra, mümkünse görevden affedilmesi isteğini dile getiriyordu (BOA, DH. KMS, Ds: 2-2/5). Bütün bunlara şimdilik pek kulak asmayan Dahiliye Nezareti ise, her şeyin istenildiği gibi olmasını istiyordu.

Müfettişlerden Hoff başkentte gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra bölgesinde göreve başlamak üzere, denizyolu ile İstanbul’dan Trabzon’a hareket edeceği belirtilerek gerekli önlemin alınması istenmiştir. Hoff’un hareketi sırasında mıntıkasındaki valiliklere telgraf çekilerek gereken hazırlığın yapılması hususu dile getirildiği gibi, vilayetlerde resmi törenlerle karşılanmasına dikkat edilmesi tavsiye edilmiştir (BOA, DH, ŞFR, Ds: 43/81). Hoff, Trabzon üzerinden kara yoluyla Erzurum’a hareket etmiş ve 4 Ağustos 1914 tarihinde şehre varmıştır. Hoff Erzurum’a giderken Birinci Dünya Savaşı patlak vermiştir. Osmanlı Devletinde genel seferberlik ilan edilince, Dahiliye Nezareti 26 Temmuz 1330/7 Ağustos 1914 tarihinde Erzurum’da bulunan Hoff’a bir telgraf çekerek Erzurum’da kalmasını veya İstanbul’a geri dönmesini bildirdi. Dahiliye Nezaretine göre bu karışık dönemde ıslahat yapmak mümkün değildi. Aynı tarihlerde Van vilayetine yazılan telgrafta da seferberlik nedeniyle ıslahat programının uygulanmasının mümkün olmadığı, bu yüzden geri çağrıldığı belirliyordu.

Hoff, Osmanlı hükûmetinin çağrısına ilk zamanlar pek kulak asmadan Van’a gitmekte kararlı olduğunu belirtir. Van valisi Tahsin Bey’in 17 Ağustos 1914 tarihinde Dahiliye Nezaretine yazdığı telgrafta, Hoff’un Erzurum’dan Erçiş’e ve oradan da Van’a hareket ettiği belirtiliyor; yanında yalnızca Ziraat müfettişi Ermeni asıllı Hayıkaz Efendi’nin bulunduğu, bu kişinin de müfettişe devamlı hükûmet aleyhinde telkinde bulunduğu, daima Ermeni köylerinde konakladıkları ve Ermenilerle temas ettikleri açıklanarak hükûmetin dikkati çekilmeye çalışılıyordu (BOA, DH. KMS, Ds: 2-2/5, F: 87). Anlaşılan o ki, Van valisi Tahsin Bey, müfettişin Ermeni memurların yönlendirmeleriyle hareket etmesine meydan vermemek amacıyla bir an evvel İstanbul’a dönmesi için elinden geleni yapıyordu. Çünkü Hoff, Van’da çok kısa bir süre kalmıştır. Nitekim, 24/25 Ağustos 1914 akşamı Tahsin Bey, Dahiliye Nezaretine çektiği telgrafta Hoff’un İstanbul’a dönmek arzusunda olduğunu belirtmekte idi. Hükûmetin onayı ve Tahsin Bey’in telkinleri üzerine Van’dan ayrılan Hoff, maiyetiyle birlikte 13 Eylül 1914 tarihinde Diyarbekir’e gelir. Şehre sokulmayan müfettiş, iki gün şehir dışındaki bağlarda kalır ve 15 Eylül günü Siverek üzerinden Urfa’ya oradan da Halep’e gitmek üzere yola çıkar. Öte yandan müfettiş Hoff ise, bu yolculuk sırasında yanında bulunan Ermeni memurlar vasıtasıyla daima gayr-ı müslim unsurlarla görüşmeler yapar. Halep’ten Beyrut’a gelen Hoff ve heyeti oradan bir vapura binerek 30 Eylül 1914’de İzmir’e ulaşır. İzmir’e vardığında hükûmetin kendisine vermiş olduğu harcırahın tamamını bitiren Hoff, İzmir valisi Rahmi Bey’in verdiği 50 lira ile İstanbul’a hareket eder (BOA., DH. KMS., Ds: 2-2/5, F: 94-95).

Diğer müfettiş Vestenenk ise, İstanbul’da iken Dahiliye Nezaretine gönderdiği telgrafta, müfettişlik karargahı olarak o sırada kullanılmayan Erzurum Belediye Hastahanesi binasını istemektedir. Bu isteği dikkate alan Dahiliye Nezareti, Erzurum vilayetine gönderdiği telgrafında hastahanenin müfettişlik karargâhı olarak kullanılacağını belirterek gerekli hazırlıkların yapılmasını istemişti. Gerçi Erzurum valisi Reşit Bey konuyla yakından ilgilenmiş ve müfettiş için gerekli olan evi de temin etmişti.

Westenenk daha henüz müfettişlik mıntıkasına hareket etmeden, 7 Ağustos 1914 tarihinde yolculuğunun tehir edildiğine dair Dahiliye Nezaretinden bir telgraf alır. Bu telgrafta, Birinci Dünya Savaşı genel seferberliğinin başlamasından dolayı ıslahat meselesinin şimdilik ertelendiği belirtiliyordu. Westenenk diğer müfettiş gibi Anadolu turuna çıkmaz, İstanbul’da bekler.

Vilayât-ı Şarkiye (Doğu Anadolu) Islahat Müfettişliği Uygulamasının Kaldırılması

Birinci Dünya Savaşının çıkması bir yerde Doğu Anadolu’nun bir felaketten kurtulup bir başka bir felaket çemberinin içerisine girmesine neden oldu. Osmanlı Devleti doğu cephesinde Ruslarla savaşa girince müfettişlik uygulamasından vaz geçmek durumunda kaldı. Dahiliye Nezareti 28 Aralık 1914 tarihinde bir karar alarak müfettişlerin teşkilatına son verilmesini gündeme getirdi. Buna gerekçe olarak da savaşın çıkışı gösterildi. Osmanlı Devleti her ne kadar I. Dünya Savaşına girmişse de, müfettişlerle imzalanan mukavelename gereği tazminatları ödemesi gerekiyordu. Bu konuda Meclis-i Vükelâ kararı alınarak 31 Aralık 1914 tarihli padişah iradesiyle müfettişlik teşkilatı fesh edildi (BOA, DH.,İD., Ds: 186/72; F: 4).

Mütareke ve Kurtuluş Savaşı Döneminde Vilayât-ı Şarkiye Islahat Müfettişliği

Doğu Anadolu Islahat müfettişliği uygulaması, Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru tekrar gündeme getirilmiştir. Nitekim, 23 Ağustos 1918 tarihinde, Erzurum, Van, Bitlis vilayetleri ile Erzincan sancağını içine alan “Vilayât-ı Müstahlise Müfettiş-i Umumîliği” kurulmuş, başına da uzun yıllar bölgede vali olarak bulunmuş olan Tahsin (Uzer) Bey getirilmiştir. Tahsin Uzer’in kısa bir süre görev yapmasının ardından yerine başka atama yapılmayınca, müfettişlik sadece kağıt üzerinde kalmıştır (Şahin, 2010, s. 18).

Kurtuluş Savaşı yıllarında İstanbul hükûmeti tarafından tekrar müfettişlik uygulamasına geçilmiştir. Nitekim, İstanbul hükûmeti 9 Mayıs 1920 tarihinde Anadolu Islahat-ı Umum Müfettişliğini teşkil ederek başına da Müşir Zeki Paşa’yı getirmiştir. Müşir Zeki Paşa geniş yetkilerle donatılmış; fakat o da görevine gidemeden müfettişlik teşkilatı lağv edilmiştir. Cumhuriyet döneminde Doğu Anadolu’da ortaya çıkan ayaklanmalar sırasında genel müfettişlik uygulamasına tekrar geçilmiş ve müfettişlikler 1925-1947 yılları arasında bölgedeki faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.

Doğu Anadolu vilayetlerinde, tarihte gerçekleştirilen bu uygulamalar, daha sonraki yıllarda da tekrar gündeme getirilmeye çalışılarak Türkiye Cumhuriyeti devleti zaman zaman sıkıntılara sokulmak istenmiştir. Cumhuriyet döneminden bu yana, daha çok dünya siyasetini yönlendirmeye çalışan -bir yerde modern sömürgeci siyaseti izleyen- ülkeler tarafından Ermeni meselesi ekonomik çıkarlarla birlikte gündemde tutularak, Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı her zaman bir koz olarak kullanılmaya çalışılmaktadır. Bu konuda Mustafa Kemal Atatürk, 1 Mart 1922 tarihinde TBMM’nin açış konuşmasında Ermeni meselesi hakkında şu ifadeleri kullanmıştır:

Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars antlaşmasıyla en doğru çözüm şeklini buldu.

Ermeni Sorununun en müzmin bir hal aldığı dönemde İttihat ve Terakki hükûmeti tarafından teşkil edilen Doğu Anadolu Islahat müfettişliği uygulaması, kritik bir dönemde gündeme gelmiş bir uygulamadır. Her ne kadar Osmanlı hükûmeti müfettişlerin uyması gereken kanun ve nizamları hazırlamış, onların emniyet, konaklama ve harcırahlarını sağlayarak kendi denetiminde bir ıslahatı gerçekleştirmek istemişse de, Büyük devletlerin Ermeniler lehine yaptıkları baskıların sonunda bu projenin uygulamaya konulduğu bir gerçektir. İmparatorluğun Balkan harbi felaketinden henüz yeni çıktığı ve büyük bir kargaşa içerisinde olduğu bir dönemde büyük devletelerin baskıları ile kabul edilen bu ıslahat projesinin uygulanabilirliliği tartışma götürür bir konudur. Seçilen müfettişler, ne coğrafyayı, ne ıslahat yapacakları mekanlardaki kültürü, ne de halkın içinde bulunduğu toplumsal yapıyı ve iktisadi durumu biliyorlardı. Bu açıdan bakıldığında sanki büyük devletlerin Ermeni Sorunundan dolayı yaptıkları baskıları azaltmak gibi bir düşünceden hareketle, İttihat ve Terakki hükûmeti tarafından bu yapılanmaya gidildiği görüşü ağırlık kazanıyorsa da, aslında ülkenin doğu kesiminin bir yerde elden çıkmasını kolaylaştıracak ve Ermeni çıkarlarını gözetecek, bölgedeki sorunları daha da artıracak bir uygulama olduğu anlaşılmaktadır.

Belgelerden ve 1914 yılındaki gelişmelerden çıkan sonuca göre, Doğu Anadolu Islahat müfettişliği uygulaması, Osmanlı Devleti’nin bu alanda gerçekleştirdiği ilk uygulama değildir. 1878 Berlin Antlaşmasından itibaren bu konu sık sık gündeme getirilmiştir. Gerçi II. Abdülhamit döneminde Anadolu ıslahatı konusunda bir takım reformların yapılması için çabalar sarfedilmiş; özellikle. Balkanlarda da bu doğrultuda teşkil edilen müfettişlikler faaliyete geçirilmiştir. Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda gerçekleştirmek istediği reform hareketleri bir yerde bu coğrafyanın kısa sürede elden çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bundan dolayı büyük devletlerin baskılarıyla yapılmak istenen reform çabalarına Osmanlı hükûmetleri pek iyi bakmamışlardır. Birinci Dünya Savaşından önce, bir yandan müttefik bulma kaygısı, bir yandan da büyük devletlere şirin görünme düşüncesinden dolayı Doğu Anadolu Islahat müfettişliği uygulaması tekrar gündeme gelmiştir. Hükûmetin bu uygulamasına en çok bölgedeki yerel yöneticiler karşı çıkmışlardır. Yerel yöneticilerin raporları ve merkeze gönderdikleri şifre telgraflar, bölgenin aynen Makedonya ve Şarki Rumeli vilayetlerinin elden çıkması örneğinde olduğu gibi bir sonuçla karşı karşıya kalınacağı mesajlarını içeriyordu. Bu açıdan yerel yöneticiler bu konuya ve bölgeye gönderilen müfettişlere karşı hep şüphe ile yaklaşmışlardır.

Kaynakça

Başbakanlık Osmanlı Arşivi

Kantarcı, Şenol (2001), “Ermeni Sorunu: ‘Ezilmiş Millet’ Kimliğiyle Meselenin Psikolojik Boyutu”, Yeni Türkiye Ermeni Meselesi Özel Sayısı I, c. 37, Ankara

Kurat, Akdes Nimet (1970), Türkiye ve Rusya, Ankara.

Şahin, Mustafa (2010), Hasan Tahsin Uzer’in Mülki İdareciliği ve Siyasetçiliği, Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, Erzurum

© 2021 - Marmara Üniversitesi