Ayestefanos ve Berlin Antlaşmalarıyla Ermeni Meselesi’nin Uluslararası Bir Sorun Haline Gelmesi

Ayastefanos Antlaşması ve Ermenilerin Siyasi Talepler için Zemin Hazırlaması

XIX. yüzyılın son çeyreğinde vuku bulan ve Osmanlı Devleti açısından siyasi-iktisadi ve sosyal travmalara yol açan 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi), aynı zamanda Ermeni Meselesi’nin uluslararası bir nitelik kazanması bakımından da önemli bir dönemeçtir. 93 Harbi’nden yenik çıkan Osmanlı Devleti, Ayastefanos (San Stefano, İstanbul-Yeşilköy) Antlaşması’nın müzakere heyetine, Hariciye Nazırı Safvet Paşa ile Berlin Sefiri Sadullah Bey’i tayin etmişti. Muhatapları ise General İgnatyev ve Rusya’nın İstanbul elçisi Alexandr Nelidov’du.

Malum olduğu üzere, Osmanlı Devleti’nde “millet-i sâdıka, teb’â-yı sâdıka” olarak nitelendirilen ve en yüksek mevkilerde istihdam edilen Ermeniler, asırlarca dini ve kültürel açıdan geniş bir serbestiyet içinde yaşadılar. XIX. yüzyıla gelindiğinde, misyonerlik faaliyetleri ve özellikle diğer milletler gibi özgürlükçü-milliyetçi akımların etkisiyle, önce özerklik daha sonra da bağımsızlık için fırsat kollamaya başladılar. 93 Harbi, bu fırsatı onlara fazlasıyla verdi; Ermeniler Doğu (Kafkas) cephesinde Rusların yanında saf tuttukları gibi, karargâhlarını Ayastefanos’a kuran muzaffer Rus komutanların mihmandarlığını ve ev sahipliğini üstlenmekten çekinmediler (Kurat, 1968, s. 157).

Osmanlı delegeleri Rusya ile Edirne’de mütareke görüşmelerine başladığında (Ocak 1878), Ermeniler imzalanacak barış antlaşmasına kendileriyle ilgili bir madde koydurmak amacıyla diplomatik atağa geçtiler ve Edirne’de Grandük Nikola ve Kont İgnatiyev’i ziyaret ettiler. Ermeni Patriği Nerses Varjabedyan ve piskoposlardan oluşan maiyeti, hazırladıkları 13 Şubat 1878 tarihli dilekçeleri, “büyük kurtarıcıları” olarak nitelendirdikleri Rus Çarı II. Aleksandr ile Başbakan Gorçakof’a gönderdiler. Patrik Nerses’in başında bulunduğu Ermeni Patrikliği Meclisi, bu ziyaret esnasında bilvasıta Çar’dan özetle şu taleplerde bulundu: Doğu Anadolu’da Ermenilerin yaşadığı vilayetlerin Rusya tarafından ilhakı, bu mümkün olmazsa Bulgaristan’a verilecek imtiyazların Ermenilere de bahşedilmesi, bu da mümkün olmazsa Ermenilerle meskûn vilayetlerde kapsamlı ıslahat yapılması ve askeri birlikler teşkil edilmesinin acilen sağlanmasıydı.

Bu gelişmeler yaşanırken, 1878 yılı Şubat ayının son haftasında Rus orduları başkomutanı Grandük Nikolay’ın Ayastefanos’taki karargâhında, Edirne Mütarekesi görüşmelerinde belirlenen ana çerçevede heyetler arası müzakerelere başlandı. Rus delegasyonunun, İstanbul’a askeri birliklerinin girmesine izin verilmesi ve Osmanlı donanmasının teslim edilmesi gibi bir takım ağır talepleri müzakereleri kopma noktasına getirdi. Sultan II. Abdülhamid kaleme aldığı bir hatt-ı hümayunla bu tür tekliflerin kesinlikle kabul edilmeyeceğini ilan etti. Sert müzakerelerden sonra Rusya’nın sunduğu barış teklifleri, Sadullah Bey’in de katıldığı vükela meclisinde son kez değerlendirildi ve kerhen kabul edildi. Bu çerçevede hükümleri belirlenen Ayastefanos Antlaşması 3 Mart 1878’de imzalandı. 29 maddeden oluşan bu antlaşmanın hükümleri oldukça ağırdı (Erim, 1953, s. 387-400) (Mahmud Celaleddin Paşa, 1983, s. 569-698) (Türkgeldi, 1987, s. 39-56) (Nuri, h.1327, s. 347-358).

Rusya açısından bu antlaşma, önemli toprak ve mali kazanımlar getirmenin yanında, özellikle Panslavizm’in zaferini ilan eden beynelmilel siyasi bir metindi. Sırbistan, Romanya ve Karadağ’ın bağımsızlığının sağlanması, Bulgaristan’ın ise bağımsızlık yolunda ciddi bir mesafe kat etmesi bu başarının tesciliydi. Bu antlaşma Bâbıâli açısından Balkanlar’da ve Anadolu’da büyük toprak kayıpları ve yüklü tazminat bedeli dışında, 16. maddesinde yer alan hususlarla, Ermeni Meselesi’nin veya Bâbıâli’nin tehlikeli siyasi çağrışımları nedeniyle daha sonra tercih edeceği isimle “Anadolu Islahatı”nın milletlerarası bir boyut kazanmasına yol açmıştır. Söz konusu antlaşmanın Ermenilerle ilgili maddesi şöyledir: (Mahmud Celaleddin Paşa, 1983, s. 578-579)

Doğuda Rus askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti’ne iadesi gereken yerlerin tahliyesi oralarda iki devlet arasındaki iyi münasebetlere zarar getiren karışıklıklara meydan verebileceğinden, Osmanlı Devleti Ermenilerin oturduğu eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahatı vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkeslere karşı emniyetlerini sağlamayı taahhüt eder.

Rusya, Ermenilerin ısrarla dile getirdikleri özerklik talebine, kendi sınırları içinde yaşayan Ermeni toplumu için emsal teşkil edebileceği ve ileride benzer ayrılıkçı taleplerle karşılaşabileceği endişesiyle olumlu yaklaşmadı. Bununla birlikte Ayastefanos Antlaşması’na, yukarıda metni verilen hükmü (16. madde) koymak suretiyle Ermenilerin taleplerini kısmen karşılamış oldu. Ancak başta İngiltere olmak üzere, Avrupa devletlerinin şiddetli muhalefeti nedeniyle Ayastefanos Antlaşması hükümsüz kalınca, siyasi dengeler ve buna bağlı olarak beklentiler de değişti. Rusya’ya mutlak tabiiyet suretiyle özerk bir statü kazanacaklarını uman Ermeniler politik duruşlarını revize ederek İngiltere, Fransa ve yükselen yeni güç Almanya ile yakın temasa geçtiler. Ermeni patrikliği ve söz konusu ülkelerdeki diaspora Ermenileri, bu yakınlaşmayı sağlayan önemli kanallar oldular. Bu şartlar altında Ayastefanos Antlaşması’yla hayal kırıklığı yaşayan Ermeniler, bu defa Almanya’da mevcut siyasi ve diplomatik açmazı çözümlemek amacıyla toplanacak Berlin Kongresi’ne bel bağladılar. Ermeniler kongre arifesinde boş durmadılar, aktif bir kampanya ve propaganda süreci başlatarak özerk, hatta şartlar elverirse bağımsız bir Ermenistan’ın temellerini inşa etmek noktasında adeta seferber oldular (Uras, 1987, s. 199-216).

Berlin Kongresi: Dengeli Paylaşım ya da Yeni Dengesizlikler

Ayastefanos Antlaşması’da yer alan hükümlerin, başta İngiltere ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu olmak üzere, diğer devletler tarafından pek de olumlu karşılanmaması doğaldı. Rusya’nın elde ettiği stratejik bölgelerle Güney Avrupa’ya sarkması, Doğu Anadolu’daki toprak kazanımlarıyla Dicle-Fırat ve Basra Körfezi’ne yakınlaşması, Bulgaristan üzerinden Ege’ye sıcak denizlere ulaşması ve Balkanlardaki doğal müttefikleri sayesinde Osmanlı Devleti üzerinde nüfuzunu arttırması, Avrupa siyasi dengelerini bozduğu gibi, Şark Meselesi’nde onu rakiplerine nazaran son derece avantajlı bir konuma getirmişti. Bu tabloyu daha özet bir biçimde ifade edersek, Rusya bu antlaşmayla Ege ve Adriyatik Denizleri vasıtasıyla Boğazları ve Akdeniz’i, diğer taraftan ise Hindistan ve Hint Okyanusu’nu tehdit eder hale gelmişti.

Rusya’nın Ayastefanos Antlaşması’yla statükoyu ve Avrupa güçler dengesini altüst etmesi ve Şark Meselesi’nin çözümünde son derece avantajlı bir konuma gelmesi, başta İngiltere olmak üzere diğer devletlerde büyük tedirginlik yaratmıştı. Hatta Balkanlarda yeni kurulan Sırbistan ve Romanya gibi devletler de bekledikleri oranda toprak elde edemediklerinden onlar da seslerini yükselttiler. Artan tepkiler karşısında Rusya Başbakanı Gorçakov, uluslararası bir kongrede Ayastefanos Antlaşması’nın sadece Avrupa’yı ilgilendiren maddelerinin yeniden müzakeresini kabul edebileceklerini açıklamak zorunda kaldı.

Muhaliflerin başını İngiltere çekmekteydi, zira söz konusu antlaşmayla Rusya, Balkanlarda ve Doğu Anadolu’da stratejik bölgeleri ele geçirmiş, Basra Körfezi’ne yakınlaşmış ve Bulgaristan üzerinden Ege ve Akdeniz’e açılma imkânı elde etmişti. İngiltere’nin Yakındoğu ile Akdeniz havzasındaki çıkarlarını ve sömürgelerine giden yolları koruma konusundaki tavizsiz tutumu karşısında iki ülke arasında müzakereler başladı. Sonuçta 30-31 Mayıs 1878 tarihlerinde ağırlıklı olarak Bulgaristan, Doğu Anadolu ıslahatı ve Boğazlar konusunda yeni düzenlemeler öngören üç memorandum imzalandı. İngiltere bu suretle bir yandan Berlin Kongresi’nin müzakere çerçevesini belirlerken, diğer yandan Akdeniz’deki çıkarlarını kongrede pazarlık konusu yapmamak ve mutlak manada güvenceye almak amacıyla Bâbıâli’yle gizli görüşmeler yürüttü. Yukarıda izah edildiği üzere sonuçta İngiltere Kıbrıs Adası’nın askeri bir üs olarak kendisine devri konusunda Bâbıâli’yle ikili bir savunma antlaşması imzalamayı başardı (4 Haziran 1878). Doğal olarak bu durum Avrupa diplomatik çevrelerini hareketlendirdi ve dengeli bir paylaşım için Berlin’de uluslararası bir kongre tertibi kararlaştırıldı (13 Haziran 1878).

Bu atmosferde 13 Haziran 1878’de Almanya Şansölyesi Prens Otto von Bismarck’ın başkanlığında toplanan Berlin Kongresi’nde Osmanlı Devleti’ni Berlin Elçisi Sadullah Bey, Müşir Mehmed Ali Paşa ve Nâfia Nazırı Aleksandr Kara Todori Paşa temsil ettiler. Osmanlı Devleti’nin konferanstan öncelikli beklentisi, Kıbrıs Antlaşması’yla verilen tavizin yarattığı iyimserlikle, İngiltere’nin, Ayastefanos Antlaşması’nın şartlarını hafifletecek önemli değişikliklerin yapılmasını sağlamasıydı. Ancak kongre sürecinde, İngiltere dâhil tüm devletlerin salt çıkar eksenli politikaları ve Bâbıâli’yi görmezden gelen tutum ve davranışları, tam anlamıyla bir hayal kırıklığı yarattı. Berlin’de 13 Haziranda toplanan ve bir ay süren uluslararası kongre sonucunda, 64 maddeden müteşekkil bir antlaşma imzalandı (13 Temmuz 1878). (Erim, 1953, s.403-424) (Nuri, h.1327, s.358-392) (Nuri, h.1298, s.256-260) (Türkgeldi, 1987, s. 57-191)

Berlin Antlaşması’nda yer alan maddeler önemli toprak kayıpları yanında, Girit’te Rumların ve Doğu Anadolu’da Ermenilerin yaşadığı bölgelerde ıslahat yapılmasını öngörmekteydi. Özellikle İngiltere’nin geleneksel politik çizgisini değiştirerek Rusya karşısında ayakta tutmakta zorlandığı ve “yıkılmasını mukadder” gördüğü bir imparatorluktan, çıkarları gereği en stratejik bölgeleri “yağmalama”ya yönelmesi bu tabloyu daha da vahim hale getirmiştir. Bu amaçla İngiltere, Rusya’nın Panslavizm sloganıyla Balkanlarda Slav toplumlar üzerinden yürüttüğü yayılmacılığa karşı Slav olmayan Rumlar, Doğu Anadolu’da ise Ermeniler üzerinden Basra Körfezi ve Ortadoğu’ya sarkma teşebbüslerine set çekmek için bu iki etnik unsuru himayesine almış ve Berlin Kongresi’nde bunların sözcülüğüne soyunmuştur; sonraki dönemde ise bu iki etnik unsuru Osmanlı Devleti’nin içişlerine müdahale aracı olarak sürekli istismar etmiştir.

Berlin Antlaşması’nın Ermenilerle ilgili maddesi şöyledir: (Mahmud Celaleddin Paşa, 1983, s. 600)

Bâbıâli Ermenilerle meskûn vilayetlerde mahalli ihtiyaçların icap ettirdiği ıslahatı geciktirmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı emniyet ve asayişlerini sağlamayı taahhüt eder. Bu konuda alınacak tedbirleri ara sıra antlaşmayı imzalayan devletlere tebliğ edeceğinden bu devletler sözü edilen tedbirlerin yerine getirilmesine nezaret edeceklerdir.

Berlin Kongresi’nden sonra, antlaşmaya imza koyan devletler diğer maddeler gibi, Ermeni Meselesi ya da Bâbıâli’nin diplomatik hassasiyet nedeniyle tercih ettiği isimle Anadolu Islahatı’yla ilgili maddenin de takipçisi oldular. Öte yandan milletlerarası diplomatik boyutu daha da belirginleşen ve kronikleşen bu sorunun çözümünü hızlandırmak emelinde olan Ermeniler, patrikhanenin dini ve seküler çevrelerin siyasi lobi faaliyetleri yanında, uluslararası arenada gündemden düşmemek amacıyla bir dizi isyan ve sansasyonel eylem gerçekleştirdiler.

Berlin Antlaşması’nda yer alan ve yukarıda metni verilen 61. maddenin amir hükümleri, sonrasında dünya siyasetine yön veren büyük devletlerin himaye ve müdahaleleriyle Ermeni Meselesi uluslararası diplomatik bir sorun haline geldi, keza büyük devletlerin manipülasyonuyla Şark Meselesi’ne yeni bir başlık ilave edilmiş oldu. Söz konusu diplomatik mücadele ve müdahale süreci ile “Anadolu Islahatı” denilen ve Ermenilerle meskûn bölgelerde uygulanması istenen ıslahat programının ayrıntıları, “Dış Müdahale, İsyanlar ve Komitacılık Ekseninde Ermeni Meselesi ya da Anadolu Islahatı” adlı yazımızda ele alınmıştır.

Kaynakça

Erim, Nihat (1953), Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri: Osmanlı İmparatorluğu Andlaşmaları, TTK Yayını, Ankara.

Kurat, Yuluğ Tekin (1968), Henry Layard’ın İstanbul Elçiliği (1877-1880), Ankara

Mahmud Celaleddin Paşa (1983), Mir’ât-ı Hakikat, haz. İ. Miroğlu, İstanbul.

Nuri, Osman (1298), Berlin Kongresi Protokolleri ile Kıbrıs Cezîresine ve Yunan Meselesine Dâir Mukavelenameler, İstanbul.

Nuri, Osman (1327), Abdülhamîd-i Sânî ve Devr-i Saltanatı, –Hayat-ı Hususiyye ve Siyasiyyesi-, İstanbul.

Türkgeldi, Ali Fuat (1987), Mesâil-i Mühimme-i Siyâsiyye, haz. B.S. Baykal, Ankara .

Uras, Esat (1987), Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul.

© 2022 - Marmara Üniversitesi