Kafkasya’da Rus-Ermeni-Türk İlişkileri (1914-1918)

Cihan harbi sırasındaki Rus-Ermeni-Türk münasebetleri, tarihinin en yoğun dönemini yaşamıştır. Özellikle Türkiye’nin Kafkasya ve Şark Cephesi gelişmeleri, bu üç aktörün ilişkilerinin hikâyesidir. Türk idarî ve askerî makamlarına yönelik olarak bu savaş sırasındaki Ermeni faaliyetlerinde Rusların başlıca faktör olduğu gerçeği, birçok kaynakta atlanmış veya gözardı edilmiştir. Bilhassa Türk-Rus mücadelelerinde, Doğu vilayetlerindeki Ermeniler Rusların tebaasıymış gibi davranmışlardır ki, bunun en dikkat çekici örneği Cihan harbinde yaşanmıştır. Taşnakların Ağustos 1914’de savaşın hemen arifesindeki kongrelerinde, Rusya ile savaş halinde Osmanlı Babıalisi’nin destekleneceğine dair vaatleri, savaş başlamadan unutuldu. Öyle ki, devletin savaşa girişinden hemen önce, Osmanlı’nın sadece Erzurum garnizonunda elli binin üzerinde Ermeni firarî vakası oldu. Rus kaynaklarına göre, savaşın ilk yılında, Rus hatlarına geçen Ermeni sayısı ikiyüzbin civarındaydı. Kafkasya Ermenileri, Gürcü başkentine gelen Osmanlı Ermenilerini Rus ordusuna yazdırmak üzere Tiflis’te merkezî bir asker alma bürosu oluşturmuşlardı.

Konuyla ilgili üzerinde durulmayan başka bir yön, Osmanlı memleketleri içerisinde genel bir Ermeni ayaklanmasına yönelik Rus harekât planlamasının, Cihan harbinden çok daha önce başlatıldığı gerçeğidir. Buna göre savaşın başlamasından önce, hududun Rus tarafındaki Oltu, Sarıkamış, Kağızman ve Iğdır gibi sınır kasabalarında küçük Ermeni gerilla hücreleri oluşturulacaktı (McMeekin, 2013, s. 188-204). İşte Ermenilerin Doğu Anadolu’da çıkarmış oldukları Nisan 1915 Van isyanı ve şehrin Ruslara teslimi, yukarıdaki şartların olgunlaşmasının sonucudur. Ermeni-Rus işbirliğini müteakiben, Osmanlı hükümeti iç ve dış politikasını yakından ilgilendiren ve Kafkasya politikasına olduğu kadar, Ermenilere karşı takip edilen politikalarına yeni bir yön veren tarihî bir karar aldı. Bu, Ermenilerin geçici olarak göç ettirilmesi, yani tehcir kararıydı. Bunun ilk işareti, 2 Mayıs 1915’de, Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın, Dahiliye Nazırı Talat Paşa’ya göndermiş olduğu yazıdadır. Buna göre, Enver Paşa’nın amacı, Ermenilerin isyan etmelerinin önlenmesi veya onları isyan edemeyecek bir durumda tutulmasıydı (ATASE, A.1/1, K.77, D.207-155, F.2, 2-1). Arkasından bütün vilayetlere gönderilen Talat Paşa imzalı yazıda, Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, evrakına el konulması ve komite elebaşılarının tutuklanması emrediliyordu (Süslü, 1990, s. 106-108; Gürün, 1985, s. 213). Bu talimat üzerine, sadece İstanbul’da yapılan eşzamanlı operasyonlarda 235 kişi tutuklanmıştı.

Erzurum-Enis-SahinErmeni fenalıklarının tahammül edilemez bir hal alması üzerine, Osmanlı hükümeti son çare olarak “Sevk ve İskân Kanunu”nu çıkarmıştır. 27 Mayıs 1915’teki bu geçici kanunla, Osmanlı devletine karşı casusluk ve ihanetleri görülenlerin savaş alanlarından uzak yerlere gönderilmesi istenmekteydi (Takvim-i Vekayi, 19 Mayıs 1331, No. 2189). Osmanlı devleti büyük devletlerle birçok cephede mücadele ederken, tehcire de çok zaman ve emek harcadı. Kimsenin mal ve canının zarar görmemesi için, kanunu itinayla uygulamaya gayret gösterdi. Tehcirde ihmali görülen kendi görevlilerine ceza vermekten dahi çekinmedi. Üstelik bu tarihte Türkiye kendi askerini bile doyuracak kadar yiyecek bulamazken, 1916 yılı sonuna kadar tehcire tabi tutulan göçmenlerin sadece iaşeleri için 255 milyon kuruş gibi yüklü bir para harcanmıştı (Süslü, 1990, s. 125).

Ruslar Trabzon, Erzurum, Erzincan ve Van’ı ellerine geçirdikten sonra, buralarda “Ermenisiz Ermenistan” prensibini uygulayarak, öteden beri oralarda oturup, ayrılmış olanların yerlerine dönmelerini türlü bahanelerle engellediler. Rusya 18 Haziran 1916’da çıkarmış olduğu bir kanunla, savaş sırasında Osmanlı devletinden koparılan toprakların idaresi yeniden düzenledi. Fakat kararda Ermenistan veya Ermeni tabirlerine rastlanmıyordu. Ermenilere göre, bu bölgede uzun zamandır Ermeni hakları vardı ve bölge için böyle bir idarenin kurulması sırasında Ermeniler söz sahibi olmalıydı. Ermenilere rağmen, Ruslar bu bölgelerin doğrudan doğruya ve kayıtsız şartsız ilhakı için hazırlıklara başlamışlardı (Hovannisian, 1967, s. 66-67).

Türkiye’nin Kafkas cephesindeki durumu, Şubat İhtilali’ne kadar iyi gitmemiş ve Trabzon’un batısından, Erzincan’ı da içerisine alarak Van-Başkale’ye kadar uzanan hattın doğusundaki tüm arazilerini Rusya’ya terk etmek zorunda kalmıştı. 1917 yılı başındaki durum bu merkezdeyken, 27 Şubat/12 Mart 1917’de Rusya’da ilk ihtilal zuhur etmiş ve Çarlık devrilerek, Rusya’yı Ekim ayına kadar idare edecek Geçici Hükümet kurulmuştur (Tasvir-i Efkâr, 18 Mart 1333/1917, No.2044; Ati, 7 Mart 1334/1918, No. 66). Rusya’da ihtilalin zuhuru, ümidini Ruslardan ve İngilizlerden o an için kesmiş durumda olan Ermenilerle, Gürcü ve Azerîleri birlikte davranmaya itmiş ve bu üç millet ittifak halinde Geçici Hükümet’e bağlılıklarını bildirmişlerdir (Hovannisian, 1967, s. 70). Geçici Hükümet de 22 Mart 1917’de çıkarmış olduğu bir kanunla, Azerî, Rus, Gürcü ve Ermenilerden teşekkül eden ve Ozakom adı verilen Mavera-yı Kafkasya Özel Komitesi’ni hayata geçirmiştir (The National Archives of the United States (USA.NA), Paris Peace Conference, No.184.021/162). Ozakom’a savaş sırasında Osmanlı Devleti’nden alınmış olan topraklarla birlikte, bütün Mavera-yı Kafkasya’nın sivil idaresi verildi (Hovannisian, 1967, s. 75-76). Geçici Rus hükümeti, Mavera-yı Kafkasya’yı ve üstelik savaş sırasında ele geçirilen Osmanlı arazilerini kendi toprağı olarak görüyor ve herhangi bir muhtariyetten bahsetmiyordu.

Çarlığın yıkılışı ve Geçici Hükümet’in işbaşına gelmesi, Ermeniler arasında büyük beklentiler doğurdu. İhtilalin başlangıçta getirdiği iyimser hava, Taşnakların endişelerini gidermemişti. Ama Geçici Hükümet iyi olmayan durumunu gizlemek ve Kafkas cephesinde vaziyetini sağlamlaştırmak amacıyla, Ermenilere hoş görünmek ihtiyacını duymuştu. Rus hükümetinin Ermenileri memnun eden ilk açıklaması 17 Mart 1917’de yapılmıştır. Hariciye Bakanı Miliukov; “yeni hükümetin, devrilmiş olan yönetimin uluslararası antlaşmalarına sarsılmaz bir biçimde bağlı kalacağını ve Rusya’nın vermiş olduğu vaatleri de yerine getireceğini” bildiriyordu. Bunun yanında “zafere kadar savaş” prensibi üzerinde duruluyor ve savaşı sona erdirecek olan bir barışın, Ermenistan’ın muhtariyetini de içermesi gerektiği ifade ediliyordu (Bayur, 1983, s. 65-66).

Geçici Hükümet’in Ermenilerle ilgili ikinci faaliyeti, askerî sahada olmuştur. Azerîlerin askerî teşkilat kurma taleplerine izin vermeyen Kerensky, Ermenilerinkini kabul etmişti (Mir Yacoub, 1933, s. 88). Geçici Hükümet 9 Mayıs 1917’de “Geçici Hükümet’in ‘Türk Ermenistanı’ Hakkındaki Düzenlemesi” adıyla, Ermeniler lehine yeni bir kanun kabul etmiş oldu (Hovannisian, 1967, s. 79). Kararın çıkmasıyla iyice cesaretlenen Ermeniler, sivil mevkilerin hemen hemen tamamına kendi memurlarını atamışlar ve asıl önemlisi, çeşitli yerlerde dağınık bulunan 150.000 Ermeni’yi de Van, Erzurum ve Bitlis bölgelerine iskân etmek için, Rus hükümetinden gerekli izni almışlardır (Afanasyan, 1981, s. 26). Kısa bir süre sonra, bu Ermeniler, mezkûr bölgelere sevk edilmiş ve özellikle Van ve Bitlis bölgelerinde büyük bir Ermeni yoğunluğu oluşturulmuştur (Hovannisian, 1967, s. 79-80). Bu Ermeni kolonizasyon faaliyetiyle Ruslar, Osmanlı devletinden almış olduğu toprakları yeniden kaybetme ihtimaline karşı Ermenileri kullanma yoluna gitmişler, Ermeniler de “Rus süngüsüne dayanarak, Türkiye ve Mavera-yı Kafkasya’daki kendi millî problemlerini halletmeyi” düşünmüşlerdi (Mir Yacoub, 1933, s.89).

Rusya’daki ihtilallerin ikincisi 7 Kasım 1917’de gerçekleşti ve Bolşevikler, Petrograd’da yaptıkları bir darbeyle idareyi ellerine geçirdiler. Ertesi gün Lenin başkanlığındaki Bolşevik Rus hükümeti Sovnarkom, bir barış dekreti yayınlayarak; bütün devletlerden, derhal savaşa son vermeleri, hiçbir arazi ilhakı ve tazminat talebinde bulunmaksızın demokratik ve adil bir barış yapmalarını istemişti. Bolşevikler bundan sonra bir barış imzalamanın yollarını aramaya ve bir “iyi niyet” göstergesi olarak, Çarlık Rusyası’nın müttefikleriyle olan gizli antlaşmalarını Sarı Kitab adıyla yayımlamaya başlamışlardır (Kurat, 1990, s. 327-328). Onlar böylece barışçı görünecekler, iç ve dış problemlerini giderdikten sonra, yeniden eski Rus politikalarına dönüş yapacaklardı.

Erzurum-Enis-Sahin-2

Rusya İttifak devletleriyle 15 Aralık 1917’de imzaladığı Brest-Litovsk Mütarekesi ve bundan 3 gün sonra Türkiye ile yapılan Erzincan Mütarekesi’ni müteakiben kendisini garanti altında görmeye başlamıştı. Bu nedenledir ki, mütarekeler sonrası Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki ilk “dalaşma” Ermeni meselesi hususunda başgöstermiştir. Sovyetler, işgal altındaki topraklarda bölge halklarının kendi kaderlerini kendilerinin belirlemeleri yönünde bir halkoylaması yapılmasını isterlerken, Türkler onlara “Ermeni Meselesi” diye bir meselenin olmadığını bildirerek, “ülkenin içişlerine karıştıkları” gerekçesiyle karşı çıkmışlardı (Yerasimos, 1994, s. 296). 25 Aralık 1917’de bir Ermeni komisyonuyla görüşen Lenin, mutabakat sağlanmasını müteakiben harekete geçmiştir. Nitekim Sovnarkom, 29 Aralık 1917’de Bakû Sovyeti’nin başkanı Stephan Şaumyan’ı, “Kafkasya’da Sovyet hâkimiyetinin kurulmasına kadar” Kafkasya Fevkalade Komiseri olarak tayin etti. Oysa bu sırada Mavera-yı Kafkasya’da Bolşevik otoritesini kabul etmeyerek teşekkül etmiş olan Mavera-yı Kafkasya Komiserliği bulunuyordu. Kısa adı Zakavkom olan bu teşekkül Bolşevik Rusya’ya muhalefet ediyor ve kendisini Çarlığı devirip yerine geçen Geçici Hükümet’in Kafkasya’daki temsilcisi olarak görüyordu (Dokumentı Materyalı, 1919, s. 8-9).

Sovyet hükümeti 31 Aralık 1917 tarihli ve 227 sayılı Pravda gazetesinde, “Türkiye Ermenistanı Hakkında” adıyla yayınladığı bildiride; Ermenilere, “sorunlarının çözümünü, Sovyetler temelinde oluşan yeni Rusya içinde aramaları yönünde bir çağrı” sunuyordu (Yerasimos, 1994, s. 296). Bunun akabinde “Türk Ermenistanı”na dair hususî bir dekret için kollarını sıvayan Sovyet hükümetinin, 11 Ocak 1918’de kabul ettiği ve iki gün sonraki Pravda’da yayınlanan ve 13 nolu dekret diye bilinen ünlü kararnamesi, Lenin ve Stalin imzalarını taşıyordu. Bu kararnamede özetle; Rus işgali altında bulunan “Türk Ermenistanı”ndaki Ermenilerin mukadderatlarının ve istiklallerinin serbestçe tayini hususunda Rus hükümetinin destek vereceği, Rus ordularının “Türk Ermenistanı” sahasının dışına çıkacağı, buna karşılık bölgedeki Ermenilerin şahsî mal ve mülkünün emniyeti için hemen bir Ermeni halk milisinin kurulması gerektiği, Ermeni muhacirlerinin ve başka ülkelerdeki Ermenilerin bölgeye hiçbir engelle karşılaşmadan dönebilmelerinin sağlanması, Türkiye’nin tehcire tabi tuttuğu ve iç vilayetlerine zorla gönderilmiş olan Ermenilerin eski yerlerine tekrar dönebilmeleri ve Kafkas İşleri Geçici Fevkalade Halk Komiseri Stephan Şaumyan’ın “Türk Ermenistanı” ahalisine ait bu kararnameyi tatbik etmek amacıyla görevlendirildiği ifade ediliyordu (Genosid Armiyan, 1982, s. 491-492). Ancak bu kararların uygulanması zordu. Öncelikle Ermenilerin bölge nüfusunun çok az bir kısmını oluşturdukları, Ruslarca görmezlikten gelinmişti. Hepsinden önemlisi, bu oldu-bittilere Türkiye seyirci kalmayacaktı. Bu nedenle gerçekleri yansıtmayan bu dekret, “uygulamaya konulamayan bir niyet belgesi” olarak kalmış, doğurduğu tek sonuç, “Türk tepkisini harekete geçirmek” olmuştur ((Yerasimos, 1994, s. 296-297).

18 Ocak’ta Troçky ile yaptığı görüşmede Rusları şiddetle protesto eden Hariciye Nazırı Ahmed Nesimi Bey, bu uzun mülakatla ilgili olarak Sadrazam Talat Paşa’ya bilgi vermiş ve Paşa’da şu kanaat hasıl olmuştu: “Ruslar Doğu Anadolu’dan çekilirlerken, Ermenileri silahlandırmış olacaklarından, bu araziyi geri almak için Ermenilere karşı kuvvet sevketmek mecburiyeti hasıl olacaktır. Bu nedenle hazırlıklı olmak gerekmektedir” (Kurat, 1990, s. 373). Esasında bundan iki ay sonra Brest-Litovsk’daki Ermeni asıllı Rus delegesi Karahan’ın gönderdiği telgrafla, Kars, Ardahan ve Batum’un Türkiye’ye geçtiğinin Sovyet Rusya tarafından tanındığını bildirmekle, Ruslar “Türk Ermenistanı” hakkındaki karardan imtina edildiğini göstermiş oluyorlardı (Hasanov, 1993, s. 42).

1918 yılıyla birlikte Ermeni olaylarında büyük bir artış gözlenmiştir. Bu işin öncülüğünü Rus ordusunda görev yapmış Ermeni asıllı bir kumandan olan General Nazarbekof yapıyordu ve komutasında üç fırkalık bir Ermeni Kolordusu vardı (Korganoff, 1927, s. 78). Bu kolordunun 1918’da Doğu vilayetlerinde gerçekleştirdikleri katliamlar çok fazladır. Türk tarafının bu katliamları engelleme gayretleri sonuçsuz kalınca, Enver Paşa’nın 11 Şubat’taki talimatıyla hareket eden Vehib Paşa, hem mezalimi engellemek, hem de kaybedilen arazileri geri alabilmek amacıyla, ordusunu 12 Şubat’ta Erzincan Mütarekesi ile belirlenen demarkasyon hattından geçirerek, doğu istikametinde ilerletmeye başlatmıştır (ATASE, A.6-2105, K.4801, D.247-14, F.2-61). Görünen oydu ki, Ermeniler Türk Doğu vilayetlerinde girişmiş oldukları faaliyetlerle, “hayalî Ermenistan sevdasıyla” hareket etmişler ve o zamana kadar ciddî tedbirlere başvuramayan Türk hükümeti, şartların elverişli hale gelmesinden sonra harekete geçmekten çekinmemiştir. Harekât, kısa zaman içerisinde büyük bir muvaffakıyet kazanmış ve 25 Nisan tarihine gelindiğinde, Türk kuvvetleri Erzincan, Trabzon, Erzurum, Van, Rize, Batum, Ardahan ve nihayet Kars şehirlerini ele geçirmek suretiyle, 93 Harbi’nden önceki Türk-Rus sınırına ulaşmışlardı. Bu sırada 3 Mart 1918’de Brest-Litovsk Antlaşması imzalanmış ve Türkiye Elviye-i Selase’yi geri almak konusunda oldukça ciddî avantajlar elde etmişti (Düstur, 2. Tertib, c.X, s.414-421; Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, 28 Mart 1334/1918, c.3/II, s. 421-424).

Ekim ihtilâlinden sonra kurulan Mavera-yı Kafkasya Komiserliği ve onun meclisi Seym 23 Şubat 1918’de ilk toplantısını yaparak kurulmuş, Bolşeviklere muhalefet sebebiyle, Türkiye ile –mecburî- birtakım ilişkiler başlatmıştı ama Kafkas tarafı, Brest-Litovsk Barışı’nın Elviye-i Selase’ye ait hükümlerine itiraz ediyordu (ATASE, A.4-3671, K.2921, D.159-510, F.1-38). Taraflar arasındaki yazışmalardan sonra, Trabzon’da bir konferans yapılması kararlaştırılmıştı. Komiserlik, heyetini Trabzon’a göndereceği gün, Türkiye’nin Brest Barışı ile Kars, Ardahan ve Batum’u elde ettiğini öğrenince, büyük devletlere 2 Mart tarihli bir protesto telgrafı yayınlayarak, katılımı olmadan onaylanan böyle bir antlaşmayı tanımadığını bildirmiştir. Oysa aynı Komiserlik, sadece bir gün önce 1 Mart tarihinde Seym’de yapılan görüşmelerden sonra, Trabzon’a göndereceği heyete verdiği talimatında şöyle diyordu: “1914 yılında savaştan önce Türkiye ile Rusya arasındaki sınır, imzalanacak antlaşmaya esas olacak ve umumiyetle Doğu Anadolu dahilinde yaşayan milletlerin kendi mukadderatını tayin hakkını kazanmaya ve özellikle Türkiye dahilinde kalmak şartıyla “Türkiye Ermenistanı”na muhtariyet elde etmeye çalışılacaktır” (ATASE, A.4-3671, K.2921, D.511, F.1-116). Bu kararların, Kafkasya’yı büyük sıkıntılara sokacağı kesindi.

Trabzon Konferansı 14 Mart-14 Nisan 1918 tarihlerinde yapıldı. Müzakerelerde Mavera-yı Kafkasya Brest Barışı’nı onaylamadığından, konferanstan bir sonuç alınamadı. Komiserlik,13 Nisan’da Türkiye’ye savaş ilân etmiş ve 14 Nisan’da delegasyonunu geri çağırmıştır (ATASE, A.4-3671, K.2918, D.28-496, F.1-248). Ama taraflar arasındaki savaş sadece 8 gün sürmüş ve Türkiye’nin istekleri sonuçta kan akıtılarak kabul edilmiştir. Mavera-yı Kafkas Seymi ve hükümeti, 22 Nisan 1918’de kabul etmiş oldukları mecburî bir kararla, hem Brest-Litovsk Barışı’nı onaylıyor ve hem de Rusya’dan ayrılarak bağımsızlık ilânında bulunuyorlardı. Türkiye 26 Nisan tarihli bir yazıyla, Mavera-yı Kafkasya’nın bağımsızlığını tanıyordu (ATASE, A.4-3671, K.2917, D.493-302, F.1-127).

Türkiye Komiserliğe isteklerini kabul ettirdikten sonra, 11 Mayıs’ta Batum’da yeni bir konferans toplandı. Konuk delegasyon, Batum’a gelirken oldukça iyimser beklentiler içerisindeydi. Zira Brest Barışı’nı kabul etmiş ve Türkiye’nin isteği doğrultusunda bağımsızlık ilanını gerçekleştirmişti. Ancak Türk hükümeti aynı kanaatte değildi. Türk heyetinin başkanı Halil Bey, Mavera-yı Kafkasya’nın antlaşmanın yapılmasından sonra akıtılan kanların diyeti olarak vermesi gereken yeni taleplerde bulunuyordu. Bu şartlar altında Batum Konferansı da, Trabzon’da olduğu gibi çıkmaza girerek, nota savaşına dönüştü. 26 Mayıs 1918’de Tiflis’te çok önemli gelişmeler oldu. Almanların himayesini elde etmiş olan Gürcistan, federasyondan ayrılarak, bağımsızlık ilânını gerçekleştirdi. Onu ikişer gün arayla Azerbaycan ve Ermenistan devletleri takip etti (Kurat, 1990, s. 477). Ermenistan’ın kuruluşu ilginçti, zira bu devlet, Gürcü ve Azerilerin bağımsızlık ilanında bulunmalarından sonra, mecburî şartlar altında bağımsızlık ilanında bulundu (Hovannisian, 1971, I, s. 33).

Bağımsızlıklardan sonra, müzakereler ayrı heyetler halinde yürütüldü. Batum’daki Türk-Ermeni görüşmeleri Halil Bey ve Hatisyan arasında 30 Mayıs’ta başladı. Halil Bey, Mavera-yı Kafkasya’nın dağılmasından sonra ortaya çıkan yeni sınırları, bu cumhuriyetlerin kendi meseleleri olarak görüyordu (Hovannisian, 1967, s.195). Enver Paşa Karakilise’nin kuzey kısmında da Türk-Azerî ortak sınırı olmasını istediğine göre (ATASE, A.4-3671, K.2930, D.553, F.4), Ermenistan kuzeyden Karakilise ve güneyden Nahçıvan yönlerinden kıskaca alınacak ve Gürcistan ile de sınırı kalmayacaktı. Yani Türkiye ve Azerbaycan arasında kalacak olan Ermenistan, adeta bir ada devleti durumunda kalacaktı. Buna ilaveten Ahısha ve Ahılkelek’in de alınmasıyla Türkiye 1828’deki Türk-Rus sınırına ulaşacaktı. Bu aşamada Enver Paşa’nın düşünceleri tam anlamıyla dikkate alınmamış, Halil Bey ve Vehib Paşa, Ermeniler lehine bazı küçük toprak düzenlemeleri yapılmasına rıza göstermişlerdir. Bu, Türk heyetince taraflar arasındaki “dostluk ilişkilerine başlangıç teşkil etmesi” gerekçesiyle kabul edilmişti (Hovannisian, 1967, s. 196).

Tarafların 2 Haziran’da vardıkları mutabakat, 4 Haziran’da antlaşmaların imzalanmasıyla sonuçlanmıştır. Batum’da Türkiye ile Ermenistan arasında, barış ve dostluk antlaşması ile beş tane de ek olmak üzere, toplam altı adet antlaşma imzalanmıştır (BOA, HR.HMŞ.İŞO, No.107/11). Türkiye bu antlaşmalarla Ermenistan devleti üzerinde çok önemli kazanımlar elde etmiştir. Batum Antlaşmaları sonucunda Türkiye’nin bu bölgede elde ettiği sadece arazi kazancı 20.400 kilometrekareydi (Bihl, 1992, s. 308). Ancak Türk-Ermeni antlaşmalarının tamamı karşılıklı olarak teati edilemediği ve Cihan Harbi’nden mağlup çıktığı için, Türkiye’ye büyük avantajlar sağlayan bu antlaşmaları tam olarak yürürlüğe koymak mümkün olamamıştır. Bunların tek olumlu sonucu, bu antlaşmalara dayanan Türkiye’nin, bir süreliğine de olsa, Kafkasya üzerinde büyük bir nüfuz ve otorite sahibi olması ve Türk ordusunun Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya’ya yardıma gitmesi ve bu bölgeleri işgalden kurtarması olmuştur. Ancak bütün bu başarılar ve özellikle Ermeni Meselesi’nin halli konusundaki bütün bu gayretler, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile kesintiye uğrayacak ve mesele, sırtını bu kez yeni bir devlete, İngiltere’ye dayayan Ermenilerin, bölgede yeni fırsatlardan istifade etmek istemeleriyle, yeni bir boyuta girecektir.

Kaynakça

Afanasyan, Sergei, L’Arménie L’Azerbaidjan Et La Géorgie De L’Indépendance à L’Instauration Du Pouvoir Soviétique (1917-1923), Paris, 1981.

Ati Gazetesi

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA)

Bayur, Yusuf Hikmet, Türk İnkılabı Tarihi, c. III, 1914-1918 Genel Savaşı, kısım: 4, Savaşın Sonu, Ankara, 1983.

Bihl, Wolfdieter, Die Kaukasus-Politik der Mittilmaechte, c. II, Wien, Köln, Weimar, 1992,

Cemil Hasanov, Azerbaycan Beynelhalk Münasebetler Sisteminde 1918-1920’nci İller, Bakû, 1993.

Dokumentı i Materyalı po Vneşney Zakavkazya i Gruzii, Tiflis, 1919.

Düstur, c. X, 2. Tertib, İstanbul, 1928.

Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Dairesi Başkanlığı Arşivi (ATASE)

General Gabriel Korganoff, La Participation Des Armeniens A La Guerre Mondiale Sur Le Front Du Caucase (1914-1918), Paris, 1927

Genosid Armiyan v Osmanskoy İmperii, haz. M. G. Nersisyan, Erivan, 1982.

Gürün, Kâmuran, Ermeni Dosyası, Ankara, 1985.

Hovannisian, Richard G., Armenia on the Road to Independence 1918, Berkeley, Los Angeles, 1967.

Hovannisian, Richard G., The Republic of Armenia, vol. I, Berkeley, Los Angeles, London, 1971,

Kurat, Akdes Nimet, Türkiye ve Rusya, Ankara, 1990.

McMeekin, Sean. I. Dünya Savaşı’nda Rusya’nın Rolü, çev. Nurettin Elhüseyni, İstanbul, 2013.

Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, c. II/3, Ankara, 1991.

Mir Yacoub, Le Probleme Du Caucase, Paris, 1933.

Süslü, Azmi, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Ankara, 1990.

Takvim-i Vekayi (Resmî Gazete)

Tasvir-i Efkâr Gazetesi

The National Archives of the United States (USA.NA), Paris Peace Conference

Yerasimos, Stefanos, Milliyetler ve Sınırlar, Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu, çeviren: Şirin Tekeli, İstanbul, 1994.

© 2022 - Marmara Üniversitesi