İstanbul’daki İlk Ermeni Terör Faaliyeti: 1890 Kumkapı Olayı

Mâlum olduğu üzere Osmanlı diplomasisinde Ermeni sorununun ortaya çıkışı; 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası imzalanan antlaşmalara İngiltere ile Rusya’nın “Anadolu Islahatı” (Karaca, 1993) adıyla Osmanlı Devleti’nde yaşayan Ermeniler lehine reformlar yapılması yönünde koydurdukları maddeler sonucu olmuştu (Karal, 1983, s. 126; Küçük, 1986, s. 1.). Ancak, bu durum sorunun diplomatik bir konu haline gelerek uluslararası boyuta taşındığını gösteriyordu. Savaşın ardından imzalanan Ayastefanos Antlaşması’nın 16. maddesi; İngiltere’nin müdahalesi ile yürürlükten kaldırılan Ayastefanos Antlaşması’nın yerine Berlin’de toplanan kongre sonrası imzalanan Berlin Antlaşması’nın da 61. maddesi hükümlerinde yer alan Ermeni sorunu, aslında kökü daha eskilere dayanan bir konuydu. Osmanlı Devleti bu tarihe kadar Doğu Anadolu’da yaşayan çeşitli etnik unsurlar arasındaki problemleri sonlandırmayı başaramamış, giderek güçten düşen devlet özellikle Rusya karşısında aldığı son yenilgiden dolayı artık bu konunun sadece kendi iç meselesi olmadığını kabul etmek durumunda kalmıştı. Ayrıca anlaşma metninde yer aldığı şekliyle, Ermeniler lehine ıslahat yapmakla birlikte Ermenilerin, Kürtlerin ve Çerkezlerin saldırılarından korunacağına dair ibare ile de Ermenilere Kürtler ve Çerkezler tarafından yapılan saldırıların önlenemediği, devletin bölgede bir otorite oluşturamadığı kabul edilmiş oluyordu (Güllü, 2013, s. 64-73.).

Bu tarihlerden itibaren Vilâyât-ı Şarkiyye’de daha da artmaya başlayan gerginlikler 1887 yılında Hınçak ve 1890 yılında da Taşnak komitelerinin kurulmaları sonrası daha ciddi bir hal alacaktı. Bölgedeki asayiş bozucu faaliyetler giderek yoğunlaşıyordu. Ermeni komiteleri kadar Kürt aşiretlerinin faaliyetleri de asayişi bozan en temel unsurlardan birisi olarak devam ediyordu. Osmanlı merkezî idaresi ise bölgedeki Kürt aşiretlerine karşı zaten ciddi bir önlem alamadığı gibi Ermeni komitelerini de genel olarak Doğu Anadolu’da faaliyet yürütmeye çalışan küçük terör grupları olarak görüyordu. Ancak bu kargaşaların yaşandığı 1890 yılında meydana gelen Kumkapı hadisesi, Ermeni komitelerinin İstanbul’da dahi olay çıkarabilecek bir güce ulaştıklarını ve Ermeni ahaliden de ciddi oranda destek görmekte olduklarını ortaya koyacaktı. Bunun üzerine artık başkentte de Ermeni komitelerinin faaliyetlerine karşı önlemler alınmaya çalışılacak ve devam eden süreçte komitelerin artan çeşitli saldırılarının durdurulması için uğraşılacaktı.

1889 yılında, vilayat-ı şarkiyyede yaşanan iki önemli hadise, “Kürt Musa Bey Olayı” ve arkasından Erzurum’da yaşanan bazı karışıklıklar sonrası kimi Ermenilerin tutuklanması, Ermeniler tarafından ülke geneline yayılan tepkilere neden olmuştu. Birçok bölgede komiteler tarafından organize edilen protestolar yaşanmış ve bunlara bağlı kargaşalar çıkmıştı. Benzer şekilde başkent İstanbul’da da çeşitli protestolar yapılacak ve Doğu Anadolu’dan İstanbul’a gelen birçok Ermeni, şikâyetlerinin Sultan II. Abdülhamit’e iletilmesi için başta Ermeni Patrikhanesi olmak üzere başkentte bulunan Ermeni önderlerine baskılarda bulunacaklardı. Bu sırada İstanbul Ermeni Patrikliği görevinde Horen Aşıkyan Efendi bulunuyordu. Aşıkyan Efendi Osmanlı idaresi ile – özellikle de Sultan II. Abdülhamit’le – ilişkisi iyi olan bir ruhani önder idi ve Ermeni komitelerinin faaliyetlerine de açıktan karşı çıkıyordu. Bu yüzden de ülke genelinde teşkilatlanmakta olan Ermeni komitelerinin tasvip ettiği bir din adamı değildi. Ayrıca Ermeni komitecileri, İstanbul Ermenilerinin kendilerine yeteri kadar destek vermediklerini düşünüyorlar, bunun sorumlusu olarak da yine Patrik Aşıkyan’ı görüyorlardı.       Hem Patrik Aşıkyan’ı uyarmak hem de İstanbul’da yapacağı bir eylemle Ermeni sorununun ciddiyetini Osmanlı Devleti yetkililerine göstermek isteyen Hınçak komitesi, 27 Temmuz 1890 günü Kumkapı Ermeni Patrikhanesi Kilisesi’nde bir eylem gerçekleştirdi. “Kumkapı Olayı” olarak bilinen bu eylemin idaresi Hınçak komitesi mensupları Vanlı Artin Cangülyan, Mihran Damadyan ve Murad takma ismini kullanan Haçinli Hamparsum Boyacıyan isimli üç komitecinin elindeydi.

Kilisede ayin yapıldığı sırada rûhânîlerin ayini icra ettiği bölüme çıkan Artin Cangülyan elindeki kâğıtta yazılı ve ayin öncesi kiliseye gelen ahaliye de dağıtılmış olan bir bildiriyi yüksek sesle okumaya başlamıştı. Patriğe hitaben “görevinizi yapmakta yetersizsiniz” denilen bildirinin sonunda, Aşıkyan Efendi’nin kendileriyle birlikte hükümete giderek taleplerinin iletilmesini sağlaması isteniyordu. Olayın başlaması üzerine Patrik Aşıkyan kiliseden ayrılarak patrikhane binasındaki odasına geçmişti. Başpapaz Sukyas Efendi, Cangülyan’ı kolundan tutup oradan aşağı indirmeye çalışırken silahını çeken Cangülyan, kilise içinde bir iki el ateş etmiş, ancak Sukyas Efendi elinden silahını almayı başarmıştı. Ardından beraberindeki arkadaşlarıyla birlikte patriklik binasına geçen Cangülyan, binada asılı olan Osmanlı tuğrasını parçalamış ve Aşıkyan Efendi’nin odasını basmıştı. Aşıkyan Efendi’nin odasında Cangülyan patriğe hitaben;

“Şimdi önümüze düşüp bizi Yıldız Sarayı’na götüreceksin. Yoksa biz de öleceğiz, seni de öldüreceğiz. Elimden revolveri alan Papaz Sukyas Efendi’yi de öldüreceğim.”

diye bağırarak patriği zorla dışarı çıkarmaya çalışmıştı. Patriği korkutarak binadan dışarı çıkarmayı başaran ve zorla bir arabaya bindirmeye çalışan komitecilere asker ve polisin müdahalesiyle patrik ellerinden kaçarak kendini kurtarabilmişti. Olayın başlaması üzerine patrikhane papazlarından bazıları hemen hükümet yetkililerine haber vererek, olayın daha ciddi bir hâl almasını önlemeye çalışmışlardı. Olaya ilk müdahale eden zabtiye güçlerine ek olarak gelen askerî birlikler ve polis kuvvetlerinin de müdahalesiyle kısa sürede kargaşanın durdurulması sağlanmıştı (Uras, 1976, s. 463-464.).

Olaylar sırasında yedi asker yaralanmış, komitecilerden de birçok yaralıyla birlikte iki kişi ölmüştü. Güvenlik güçleri arasından öldürülen tek kişi de Karabet isimli bir Ermeni polis idi. Seraskerliğin yargılamayla ilgili tezkiresinde, bunun dışında olayla ilgisi olmayan iki Ermeninin de nümayişçilerin ateşiyle öldüğü belirtiliyordu. Olayla ilgili toplam yirmi beş Ermeni tutuklanmıştı. Aşıkyan Efendi zanlıların sert bir şekilde cezalandırılmalarını istemişti. Patrik, komitelerin patrikhaneye yönelik saldırılarına devam edecekleri ve bundan sonra yapılacak benzer bir saldırıda hedeflerine ulaşarak kendisini öldürecekleri endişesindeydi. Bunun üzerine patrikhane ve civarında güvenlik önlemleri artırılacaktı (Güllü, 2013, s. 117-132.).

Buna rağmen Hınçak komitesi açısından bu nümayiş başarıya ulaşmıştı. Patriği korkutmayı ve hadise dolayısıyla yabancı kamuoyunun da ilgisini çekmeyi başaran komite açısından “Kumkapı olayı Ermeni ihtilal tarihinde müstesna bir yere sahipti.” Olayın hemen ardından, aynı günün sonlarına doğru yayınladığı “15 Temmuz (Dasnıhink Hulis)” (Rûmî tarihe göre saldırı 15 Temmuz’a denk geliyordu) başlıklı bildiride komite, Ermeni ahaliye patrikhanede yaşanan hadiselerden bahsediyor ve bunun bir başlangıç olduğunu, bundan böyle daha şiddetli hadiselerin yaşanacağını ifade ediyordu.

Kumkapı Olayı sonrası Hınçak Komitesi tarafından Ermeni ahaliye hitaben yayınlanan ve olay sırasında yaşananlarla komitenin hedeflerinin anlatıldığı “Dasnıhink Hulis (15 Temmuz)” başlıklı bildiri.

Kumkapı Olayı sonrası Hınçak Komitesi tarafından Ermeni ahaliye hitaben yayınlanan ve olay sırasında yaşananlarla komitenin hedeflerinin anlatıldığı “Dasnıhink Hulis (15 Temmuz)” başlıklı bildiri.

Kumkapı hadisesi Ermeni komitecileri için olduğu kadar Osmanlı Devleti için de bir kırılma noktası olmuştu. Komiteler – Hınçak komitesinin de dile getirdiği gibi – ciddi bir cesarete kavuşmuş ve devam eden süreçte artık İstanbul’da da Ermeni ahali arasında ciddi destek bulmaya başlamışlardı. Osmanlı Devleti ise o güne kadar küçük çeteler olarak gördüğü komitelerin başkentin ortasında eylem yapmaya başlayacak kadar güçlenmiş olduklarını görmüştü. Bundan böyle tüm ülkede Ermeni sorununa karşı daha ciddi tedbirler alınmaya başlanırken başkent İstanbul’da da önlemler sıkılaştırılacaktı.

Kumkapı hadisesinin de gösterdiği gibi komitelerin başkentteki saldırıları bu ilk dönemde başta patrikhane olmak üzere kendilerini desteklemeyen Ermeni önderlerine yönelikti. Patrikhane önderleri ile birlikte birçok papaz, avukat vs. Ermeni, bu dönemde komitelerin saldırılarına maruz kalacaklardı. Diğer taraftan yaşananlar, ilerleyen süreçte yaşanacak daha ciddi tehlikelerin de sinyallerini veriyordu. Sürekli dağıttıkları bildiriler ve yaptıkları eylemlerle destekçilerini artıran komitelerin, devlet kurumlarına ve Müslüman ahaliye karşı da saldırılarda bulunacakları beklenen bir durum haline gelmişti. Zaten ilerleyen süreçte olaylar artarak devam edecek ve Müslüman ahali ile Ermeniler arasında başlayan çatışmalar, öncelikli olarak iki toplumun birbirlerine olan güven duygularını zedeleyecekti. Müslümanlar ve Ermeniler arasında her geçen gün güvensizlik artarken, komite faaliyetlerine destek vermeyen Ermeniler de kendilerine yönelik saldırılar sonucu, süreci düzeltebilecek bir etkiye sahip olamayacak ve susturulacaklardı (Güllü, 2014, s. 821-825.).

Kaynakça

Güllü, Ramazan Erhan (2013), “Ermeni Sorununun Ortaya Çıkış ve Gelişim Sürecinde İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin Tutumu (1878-1923)”, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul.

Güllü, Ramazan Erhan (2014), “{Ermeni Nâmı Taşımak Töhmet midir?} 19. Yüzyıl İstanbulu’nda Yaşanan Ermeni Hadiseleri Sonrası İstanbul’u Korumak Amacıyla Alınan Önlemler ve Bu Önlemlere Karşı Tepkiler”, Osmanlı İstanbulu II, (Editörler: Feridun M. Emecen – Ali Akyıldız – Emrah Safa Gürkan), İstanbul, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Yayınları.

Karaca, Ali (1993), Anadolu Islahatı ve Ahmet Şakir Paşa (1838-1899), İstanbul.

Karal, Enver Ziya (1983), Osmanlı Tarihi, Cilt: VIII, Ankara, T.T.K. Yayınları.

Küçük, Cevdet (1986), Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı (1878-1897), İstanbul, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları.

Uras, Esat (1976), Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul, Belge Yayınları.

© 2021 - Marmara Üniversitesi