à propos du projet

proje-hakkinda-gorsel

Yaklaşık on asır önce Anadolu’da buluşan Türkler ve Ermeniler, XIX. asrın son çeyreğine kadar birlikte yaşama örneği sergilemişlerdir. Farklı din ve etnik kimlikleri onların birlikte yaşamalarına engel olmadı. Şehirlerde, kasaba ve köylerde beraber yaşadılar. Herkes kendi kimliğini korudu fakat sosyal hayatı birlikte şekillendirdiler. Birlikte sevinip, birlikte hüzünlendiler. Anadolu’da Müslüman Türkler çoğunluğu oluşturmalarına rağmen, Ermeniler kendilerini azınlık olarak hissetmediler. Müslüman Türkler, tarım ile uğraşırken, Ermeniler ticaret ve sanat erbabı oldular. Ermeniler, köy ve şehir hayatının bir çok alanında vazgeçilmez gurup olurken; Müslüman Türkler de sınır boylarında, cephelerde ve gereken her yerde onların güvenliklerini sağladılar. Birlikte şiir yazdılar, beste yaptılar.

Ancak Osmanlı Devleti’nin üzerine XIX. yüzyılda bir kâbus gibi çöken buhranlar, bir taraftan uluslararası müdahalelere kapı açarken, diğer taraftan da Osmanlı toplumunun ahengini bozdu. Savaşlar, toprak kayıpları, uluslararası baskılar, zorunlu yeni düzenlemeleri de beraberinde getirdi. Toplumda gittikçe bozulan denge farklı din ve etnik guruplar arasında güvensizliği doğurdu. Jeopolitiği yüksek geniş bir coğrafyayı kontrol eden Osmanlı Devleti’nin toprakları, yayılmacı ve rekabetçi politikaları benimsemiş Büyük Güçlerin paylaşım arzularını şiddetlendirdi. Büyük Güçler yayılmacı emellerini, yaşanan süreçten dolayı devletine karşı güvenlerini yitirmiş etnik ve dini guruplar üzerinden hayata geçirmek istediler. Osmanlı Devleti’nin hem dışarıdan ve hem de içeriden kendisine yöneltilmiş tehditlere karşı aldığı tedbirler yeterli olmadı. Tabii bir devlet refleksi olarak, gelişmeleri öncelikle güvenlik açısından ele aldı. Ancak artık dış etkilere açık hale gelmiş olan farklı guruplar da vatandaşı oldukları devlet ile uyum sağlama yerine, gelecek kaygısına düşerek, Anadolu’da büyük anarşiye evirilen eylemlere giriştiler.

XIX. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı Devleti müteaddit defalar yok olmakla karşı karşıya geldi. Özellikle Ruslar ile yaşanan savaşlarda Kafkasya’da ve Balkanlar’daki bütün egemenliğini kaybetti. Orada yaşayan yüzbinlerce Müslüman ya öldürüldü, ya da göçe zorlandı. Zaten ekonomik sıkıntılar içinde yaşayan Anadolu bu yeni göçmenler ile daha da sıkıntı yaşamaya başladı. Rusya’nın Balkanlar’daki panslavist faaliyetleri etkisini gösterdi ve nihayetinde Balkan Savaşlarına giden süreci doğurdu. Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar Rusya başta olmak üzere dış devletlerden hamiler bulup, Osmanlı Devleti’nden koparak kendi devletlerini kurdular. Bu durum Osmanlı Devleti’nde yaşayan diğer azınlıklara ilham kaynağı oldu.

Bu büyük travmayı yaşayan Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşında daha büyük felaketlere maruz kaldı. Özellikle Rusların Doğu Anadolu’da ilerlemeleri Osmanlı hükümetini telaşlandırdı. Nihayet hükümet, 27 Mayıs 1915 tarihinde “Sevk ve İskan” kanununu çıkardı. Anadolu’da yaşayan Osmanlı Ermenilerini daha güvenli ve esasen “düşman ile işbirliği yapma ve lojistik destek verme” imkanı olmayan diğer Osmanlı vilayetlerine göç ettirme kararı aldı.

Bu karar, hiç şüphesiz amaçları açısından değil ama sonuçları açışından bugün dahi tartışmaya açıktır. Zira Anadolu’da pek çok yerde yaşayan Ermeniler birçok bakımdan bu karardan etkilendiler. Tabii olarak, asırlarca hafızalarda yer eden yaklaşık bin yıllık Türk-Ermeni ilişkilerindeki büyük resim kayboldu. Yerini sadece 1915 olayları ve buna bağlı olarak Sevk ve İskan kanununun sonuçları aldı. Kanaatimizce amaç asla ortaya çıkan sonucu hazırlamak değildi. Ancak bu kararın ardından yüzbinlerce Ermeni yerinden yurdundan oldu. Pek çok Ermeni de yetersiz beslenme, sağlık sorunları, salgın hastalıklar, yol güvenliğinin sağlanamaması, ulaşım imkanlarının yetersizliği gibi sebepler ile hayatını kaybetti. Bu durum elbette hatırlanmaya ve tarih araştırmalarına konu edilmeye değerdir. Ancak sadece bu olayları esas alarak iki milletin geleceğini rehin altına almak da doğru değildir.

Anadolu’nun en önemli renklerinden biri olan Ermenilerin yaşadıkları trajediyi biz de büyük bir üzüntü ile karşılıyor ve anıyoruz. Ancak tarihe soğukkanlı bakmak esastır. Hangi sonuç olursa olsun veya ne kadar acı olursa olsun olaylar sebepleri ile birlikte zikredilmelidir. Bu yüzden bu projede, tarih boyunca Türk-Ermeni ilişkilerini bir bütünlük içinde göstermeyi hedefledik.

Amacımız, olaylardan 100 yıl sonra hiç değilse yüz makale ile de olsa iki toplumun hatıralarını yad ederek, tarihin şahitliğine müracaat etmektir. Bu projede propagandacıların değil, tarihçilerin çalışmalarına yer vermeyi esas aldık. Hedefimiz yaşananları adil bir terazide tartmaktır. Çağrımızı kabul eden tarihçilerden ve bilim adamlarından gelen yazıları belli kategorilere ayırarak okuyucularımıza sunduk. Yazılar hiç bir şekilde, ön bir tanımlamaya veya bir tercihe bağlı olarak toplanmadı. Tarafımıza ulaşan yazılardan teknik nedenler ile kabul edilmeyenleri hariç, hiç bir seçime tabi tutmadan hemen hepsini yayımlayarak bu konudaki mevcut birikimi ortaya koymaya çalıştık. Elbette yaptığımız bu çalışma tamamlanmış değildir. Konu birçok yönleri ile hala aydınlatılmaya muhtaçtır. Bu yüzden bundan sonra da gelen yazıları sitemize ilave etmeye devam edeceğiz. Bizler bu proje ile tarafları fotoğrafın tamamını görmeye ve tarih ile yüzleşmeye davet ediyoruz.

Projemiz, bir kaç aşamada tamamlandı. İlk aşamada yazılar talep edildi. Gelen yazılar bilimsel redaksiyona ve ardından Türkçe redaksiyona tabi tutuldu. Tamamlanan metinler İngilizceye ve Fransızcaya tercüme edilerek aynı prosedür uygulandı. Sitemize sorunun takibini kolaylaştıran bir kronoloji de ilave edildi. Bu kronoloji, Türk-Ermeni ilişkilerini bütünü ile ele almak yerine ilişkileri belirleyen bazı dönüm noktalarını hatırlatmayı amaçlamaktadır. Galeri kısmında konu ile ilgili fotoğraf ve belgelere yer verilmektedir. Görsel materyaller, çeşitli süreli yayınlar ve özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı koleksiyonlarından derlenmiştir.

Projemiz tamamen kişisel bir girişim olarak başladı ama projenin gerçekleşmesinde pek çok kişinin katkısı oldu. Başta Üniversitemiz rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Arat’a, Atatürk Kitaplığı personeline, teknik destek veren herkese, proje ekibi ve yazarlarımıza şükranlarımızı sunarız.

© 2017 - Université de Marmara